28 Ekim 2026, Çarşamba

Ekrem İmamoğlu, Erdoğan ve Bahçeli’ye seslendi: ‘Çok büyük bir uyarıda bulunuyorum!’

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ, İmamoğlu’nun danışmanı Necati Özkan ve Hüseyin Gün’ün yargılandığı “casusluk” davası başladı. Silivri’de görülen davada sanıklar hakkında “siyasal casusluk” suçlamasıyla 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor. Hüseyin Gün’ün savunmasında “Fuat Oktay” ayrıntısı öne çıktı. Ekrem İmamoğlu ise “Bu iddianame tam bir hukuk cinayeti” diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bahçeli‘ye seslendi.

Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün’ün 15 yıldan 20’şer yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davanın ilk duruşmasında savunma yapması için söz verilen Gün, suçlamaları reddederek “Ben casus değilim” diye konuştu.

Etkin pişmanlıktan faydalanan Hüseyin Gün ile onun ifadesi üzerine tutuklanan Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan “Casusluk” davası kapsamında bugün ilk kez hakim karşısına çıktı. Duruşma Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde oluşturulan İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor.

Polis, mahkeme salonunun bulunduğu binada koridora barikat kurarken gazetecilerin de basın odasına geçişi engellendi. Yalnızca 5 gazetecinin salona alınacağı kaydedildi.

Hüseyin Gün’ün savunmasıyla başladı

Kimlik tespitinin ardından Hüseyin Gün iddianameye karşı savunma yapmaya başladı.

“Ben 313 gündür bugünü bekliyorum” diyen Gün, muhbir Ümit Deniz Alaçam’ın (üvey kardeşi) suç duyurusu sonrası hakkında yakalama kararı çıkarıldığını, ABD’den Türkiye’ye döndüğünde İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındığını söyledi. Alaçam’ı uyuşturucu kullanmak ve bahis oynamakla suçladı.

Telefon ve bilgisayar şifrelerini kendi isteğiyle emniyete verdiğini söyleyen Gün, “Kendimden eminim, ben casus değilim” dedi. “Somut hiçbir delilin de bulunmadığını belirtmek isterim.” dedi.

Hakkındaki “siyasal ve askeri casusluk” suçlamalarının “mesnetsiz ve gerçek dışı” olduğunu savunan Gün, devletin gizli kalması gereken hiçbir bilgiyi temin etmediğini, paylaşmadığını ve bu yönde bir girişimde bulunmadığını belirtti.

Gün ayrıca, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen İBB davasında tutuksuz sanık olarak yargılandığını hatırlattı. Devamında da şunları söyledi:

“Ben hiçbir zaman devletimin güvenliğini iç veya dış yararlar açısından gizli kalması gereken bilgileri temin etmedim. Böyle bir teşebbüste bulunmadım ve kimseyle de paylaşmadım. Buna ilişkin en küçük ikrarda da bulunmadım. Kimseye de casusluk iftirası atmadım. Casus olmayan biri başka kimseye casusluk iftirası atamaz.

Cep telefonumda kayıtlı yabancı devlet görevlileri, siyasi bürokratlar, emekli istihbarat birimleriyle yaptığım konuşmalara bakıldığında somut delil bulunmadığını sizler de göreceksiniz.

15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından FETÖ ile mücadeleye ilişkin devletim adına yurtdışında görev yaptığım, FETÖ’cülerin oradaki kimliklerini, adreslerini, kaçırdıkları mal varlıklarını ülkemiz için tespit ettiğim rahatlıkla tespit edilebilir.

2016-2018’de dönemin başbakanlık müsteşarı tarafından tam yetkiye haiz olduğum açıkça görülmekte ve şirketime verilen yetki belgesini de avukatım sizlere takdim edecektir.

Ben devlet sırrını ifşa etmemek için ticari faaliyet dedim ilk ifademde ama iddianamede bunları görünce şok oldum en hafif tabiriyle.

Hiçbir karşılık beklemeksizin salt vatanıma hizmet için, hain FETÖ’ye karşı yürütülen mücadele kapsamında hazırladığım bu dokümanların bugün tarafıma asılsızca casusluk suçlamasını olarak yöneltilmesi son derece mesnetsizdir. Yani olamaz böyle bir şey.

Devletime ait hangi askeri veya siyasi bilgiyi verdiğim temin ettiğim gösterilmemiştir. Olmayan bir şey gösterilemez zaten.

Sayın İmamoğlu’nu da manevi annemle müştereken yaptığımız nezaket ziyaretiyle hayatımda bir kez gördüm ve bugün de ikinci kez görüyorum. Sayın yanardağ ve Özkan’ı annem vasıtasıyla tanıdım.

Nitekim dosyada iletişim kayıtlarına bakıldığında İmamoğlu ile ne önce de sonra irtibatımın olmadığı açıkça görülür. Yine iletişim kayıtlarında teyit edildiği üzere İBB seçimlerinin iptali sonrası 12 günlük kısıtlı sürede, açık kaynaklara yaptırdığım sosyal medya analizi ve akabinde konuyla ilgili İBB’ye 2019 Eylül ayında bir sunum ve bir adet toplantı dışında hiç yüz yüze görüşmem olmadı.

Fakat Necati Özkan ile olumsuz haber duyunca, insani olarak geçmiş olsun mesajı gönderdim ve 7 yıldır başka hiçbir irtibatım olmadı. Hakikat bunlar.

Diğer yandan manevi annemin yadigarı sayın Merdan Yanardağ ile de seyrektir görüşmem… Benim bu süreçte üstlendiğim tek rol, İBB seçimlerinin iptali sonrası manevi annemin yoğun ısrarı neticesinde ki bunun nedeni koyu CHP’li ve sayın İmamoğlu’nu çok seviyordu…

Sayın Özkan’la yaklaşık 12 günlük kısıtlı sürece gayrihukuki hiçbir şey yok… O da gönüllü, ücret de yok.

Yine 2019’da Eylül ayında annemin ısrarı üzerine sosyal medya analizine yönelik bir adet sunum olmuştur ve maddi olarak anlaşamadığımız için bir iş ilişkimiz olmamıştır.

Teknik olarak sizi boğmak istemiyorum ama içerik analizi herkes yapabilir. Ben asla İBB veri tabanını kopyalamadım, sisteme izinsiz müdahalede de bulunmadım. Vatandaşların telefonlarına, KVKK’ye aykırı bir bağlantı sağlamadım.”

Gün savunmasını “Muhbirin (Ümit Deniz Alaçam) güvenilir biri olup olmadığı teyit etmek için GBT kayıtlarının dosyaya eklenmesini talep ediyorum.” diyerek tamamladı.

Savunma sonrası çapraz sorguya geçildi. Mahkeme başkanının “Hazırladığınız raporun Necati Özkan’a, onun da Ekrem İmamoğlu’na ulaştırıldığı söyleniyor. Bilginiz var mı?” sorusuna Gün “Yani öyledir. Ama işte haberlerde diyorlar ‘Seçim manipülasyonu, yok o raporlar kazandırmış…’ Yani bu seçmene ve bu ülkenin bir vatandaşı olarak bana da büyük haksızlık olur…” diye cevap verdi.

Hakimin “Merdan Yanardağ’ı nereden tanıyorsunuz?” sorusuna da “Benim sevdiğim, Takip ettiğim bir gazeteci… TELE 1 izleyicisi olarak bağışta bulundum ama küçük miktar. Kanalın elektrik faturasını ödemez. Yani bağış yapmak, casusluk nasıl oluyor anlamadım…” cevabını verdi.

Necati Özkan’ın “Size herhangi bir veri, data, bilgi, e-mail, şifre verdim mi? Elden veya mesajla?” sorusuna ise Gün “Hayır vermediniz.“ yanıtını verdi. Özkan’ın “Seçimlerle ilgili olarak bir manipülasyon yapmanıza ilişkin talimatım oldu mu?” sorusuna da “Hayır” diyerek karşılık verdi.

İmamoğlu: Bu siyasi bir dava

Duruşma, verilen aranın ardından Ekrem İmamoğlu’nun savunmasıyla devam etti.

Silivri’ye inşa edilen yeni duruşma salonuna yönelik konuşan Ekrem İmamoğlu, “Erdoğan ile Adalet Bakanı gelsinler birlikte açılış yapsınlar, çok yakışırlar” dedi.

Ekrem İmamoğlu Erdoğan ve Bahçeli’ye de seslendi:

“Çok büyük bir uyarıda bulunuyorum. Bu devlet, bu bayrak risk altındadır. Böyle bir Adalet Bakanı Türkiye’nin tüm temel duruşunu zedelemektedir. Bu iftira ve uydurma düzeneğiyle ilgili, benim ailemi namusumu yerle bir etmek için laf yetiştireceklerine iktidar sorumlusu olarak el atsınlar. Hem Cumhurbaşkanı’nı hem de Devlet Bahçeli’yi uyarıyorum.”

İmamoğlu: Hukuk mücadelemi sürdüreceğim!

Ekrem İmamoğlu, savunmasına şu sözlerle devam etti:

“Benim Silivri’ye girdiğimde gücüm yüzse şimdi yüzbin. Buradan açıkça ifade ediyorum;  Bu uydurma iddianamelere imza atanlara… Bu hukuksuz süreçleri yönetenlere… Diplomamı hukuksuz biçimde iptal edenlere… Usulsüz yargılamalarla karar verenlere… Davalarımda hakim değişiklikleriyle adaleti zedeleyenlere… Ve anayasal düzeni bozacak hamleleri yapan bu anlayışa karşı Yaradan bu bedene can verdiği sürece hukuk mücadelemi sürdüreceğim.

Bunu bugün huzurunuzda ilan ediyorum Sayın Başkan, Sayın Heyet. İsteyen bunu alıp başucuna koysun. Ben ne hak yedim… Ne de hakkımı yedirdim. Ve hakkımı sonuna kadar savunacağım. Hukuku araçsallaştırarak insanlara zulmedenlerin hukuk önünde hesap vermesi için de mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim. Yargı eliyle yürütülen bu hukuksuzluğun peşini asla bırakmayacağım.

Buradan 86 milyon yurttaşımın huzurunda söz veriyorum: Beni bu mücadeleden vazgeçirecek güç, anasının karnından doğmadı. Ben yalnızca yaradanın huzurunda boyun eğerim. O da ibadet ederken. Şimdi çıkmışlar, bu çöp iddianameyle Ekrem İmamoğlu’na ‘vatan haini’, ‘casus’ yaftası yapıştırmaya çalışıyorlar. Neden? Çünkü bazıları için hukuk artık adaletin değil; makamın, terfinin ve kişisel kariyer hesaplarının aracı haline gelmiştir. Bakın dosyalara…Bakın süreçlere… Ne oldu?

Başsavcı bakan oldu. Bu dosyalara imza atan başsavcı vekili bakan yardımcısı oldu. Şimdi bu iddianameyi hazırlayanlar da yarın başka makamlara gelseler ne olur? İtibar böyle kazanılmaz. İtibar, hukuku eğip bükerek değil; adaletle kazanılır. İşte bu yüzden söylüyorum: Bu iddianame bir hukuk metni değildir. Bu iddianame, bir menfaat düzeninin parçasıdır.

Açık söylüyorum Sayın Başkan: Bana açılan davaların hiçbiri gerçek anlamda bir yargılama değildir. Ben bunların her birine isim koyuyorum.

Birinci şık:

Menfaatname.

İkinci şık:

İftiraname.

Üçüncü şık:

Gıybetname.

Dördüncü şık:

Telkinname.

Beşinci şık mı?

Hepsi… Hepsini işaretliyorum. Çünkü ortada hukuk yok. Ortada siyasi hedefler uğruna hazırlanmış metinler var.”

“Tam bir hukuk cinayetidir”

İmamoğlu, yargı süreçlerinin Türkiye’ye zarar verdiğini de savunarak şunları kaydetti:

“Bugün gerçekten dünyada eşi benzeri görülmemiş, sırf koltuktan kalkmamak için, halkı adına, koltuğa yapışmış korku içerisinde bir zihniyetin, kendini dört defa yenmiş, milletin oyuyla beşinci defa yenilecek diye rakibini imha etme üzerine kurulan yürütülen yargı saldırısı altındayım. İşin özeti budur.

Bugün burada milletin iradesini hiçe sayan anlayışın ve onun yargıdaki bir avuç aparatın ürettiği en tuhaf, onun bizzat kaleme aldığı o zihniyetin bizzat kaleme aldığı senaryolardan biri ve onun talimatlandırdığı yönetmenin sözde casusluk suçlaması nedeniyle bugün buradayım.

Bu iddianame nedir biliyor musunuz? Tam bir hukuk cinayetidir. İddianame 159. sayfa. ‘Siyasal casusluk suçunun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbul olmak üzere ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığı…’

Suç mudur Sayın Başkan? İstanbul’da seçimi kazanmak, başta İstanbul olmak üzere ülkemiz siyasetinde söz sahibi olmak suç mudur Sayın Başkan? Bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Şimdi buna kim dava diyecek? Kim casusluk davası diyecek? Kim diyebilir? Bu siyasi bir dava. Seçimde, sandıkta karşıma çıkmaktan korkak zihniyetin ortaya koyduğu bir siyasi davadır Sayın Başkan, sayın heyet. Bütün bunları yaşatacaksınız, ondan sonra Meclis’te yasa çıkaracaksınız, bu ülkeye de yabancı yatırımlar koşa koşa gelecek. Hadi oradan! Kimi kandırıyorsunuz, kimi aldatıyorsunuz?”

Duruşmaya yarın savunmalarla devam edilecek…

önce gerçek

İçeriği Paylaş

İhsan Eliaçık ile Kürsü Sohbetleri izle
Beğenebilirsiniz
tümü
Kürsü TV İzle