Değerli dostlarım;
Dünya var oluşundan beri toplumların kendilerine göre gelenek ve görenekleri, normları vardır. Bu norm ve değerlere genel anlamda ‘Ahlak’ denir.
Ahlak kelimesini ele aldığımızda:
Arapça’da “seciye, tabiat, huy” gibi mânalara gelen hulk veya huluk kelimesinin çoğuludur. (TDV. Mustafa Çağrıcı) İslâmî kaynaklarda hulk/ahlâk terimleri genellikle iyi ve kötü huyları ifade etmek üzere kullanılmıştır. Günlük kullanımlarda yeme içme kuralları, oturma, kalkma, saygılı olma gibi hususlarda ahlak yerine edep kelimesi de kullanılmıştır.
İslâm filozofları ahlakı “nefiste yerleşik olan yatkınlıklar” şeklinde tarif etmişlerdir.
Ahlâk ve faziletten bahsedebilmek için insanda irade hürriyetinin bulunduğunu kabul etmek gerekir. İradesi ipotek alıntına alınmış veya çeşitli yollarla baskı altına alınmış toplumlarda insanların Ahlaki davranışları ortaya koyabilmesi mümkün değildir.
İnsanın iyilik yapmasını ve kötülükten uzak durmasını sağlayan ruhî yetenekler için kullanılan Fazilet kelimesi bazen tek başına bazen de Ahlak kelimesi ile birlikte kullanılmaktadır.
Ahlak ve faziletli insan olunabilmesi için insanın iradesi hür olmalıdır. İradesi hür olmayanlardan ahlaki değerlere bağlılık veya faziletli bir davranış beklenemez.
Ahlâk, toplumsal olarak inşa edilmiş normlar ve değerler bütünüdür. Vicdan ise bu normların bireydeki yansıması, içselleştirilmiş biçimidir. (Vicdan Vakfı)
Ahlak, insan ilişkilerinde “iyi” ya da “doğru” veyahut “kötü” ya da “yanlış” olarak adlandırdığımız değer yargılarını ifade eder. Ahlak felsefesi (moral philosophy) ise insan yaşamının ahlaki boyutu ile ilgilenen bir felsefe disiplinidir. (DORMAK)
Fârâbî ve İbn Sînâ’ya göre iradenin temelinde bir çeşit arzu ve istek vardır. (Mehmet Aydın İslam Ansiklopedisi) İşte bu arzu ve istek bizi ahlaklı olmaya veya ahlak dışı davranışlara, vicdansızlığa itebilir.
Kur’ân-ı Kerim’in adalet, hoşgörü,ağırbaşlılık, doğruluk , dürüstlük, azim ,sebat, kardeşlik ve dostluk, sevgi ve dayanışma, cömertlik, tövbe, tevekkül, itaat ve teslimiyet, hikmet, hayırda yarışma, güler yüzlülük, ölçü ve tartıda dürüst davranma, cesaret ve kahramanlık gibi birçok değerler hem ahlaki hem de faziletli davranışlar olarak değerlendirilmektedir.
Âl-i İmrân sûresinde (133-135) Bollukta da darlıkta da mallarını Allah için harcarlar, öfkelerine hâkim olurlar, insanları bağışlarlar, kötülükte ısrar etmezler. Bu ayetlerde cömertlik, affetme ve tövbe erdemlerinin yer aldığı görülür.
Bakara sûresinin (177)âyetinde : “İbadet ve hayır severlik konuları yanında ahde vefa, sabır, metanet, doğruluk, öksüzlere, biçarelere yardım etmenin de faziletlerine” işaret edilir.
Ayrıca;
Ana babaya itaat, hısım akrabayı ziyaret, kardeşlik, dostluk, sevgi, dayanışma ve yardımlaşma, insanlarla iyi geçinme, doğru sözlülük, adalet ve ihsan, misafirperverlik, tövbe, tevekkül, tevazu, sabır, şükür gibi ahlâkî faziletler de yer alır.
Günümüzde ‘Ahlak’ kelimesinin yerine Yunanca (Ethos) kelimesinden türetilmiş kişilik ve karakter anlamına gelen “Etik” kelimesi de kullanılmaktadır.
Etik daha çok felsefenin bir alanı olarak doğru bir yaşama biçimine dair araştırmaları ve fikirleri kapsarken, Ahlak toplumsal değerler, kabuller, kurallar ve yasalara üzerine kuruludur.
Toplumların ayakta durabilmesi için teknolojik ve bilimsel gereklerin yanı sıra Ahlaki değerlerin korunmasına bağlıdır.
Bu konuda Peygamberimizi (s.a.v) “Mü’minler arasında imanca en kamil olanı, ahlakça en güzel olanıdır; en hayırlınızda ailesine hayırlı olandır.” diye buyurmuştur.
Bir şairimiz ise;
Bir insanda yok ise edep,
Neylesin medrese mektep!
Okusa alim olsa; yine merkep,
Yine merkep!


