Bugün dünyada herkes yapay zekâyı konuşuyor. Büyük modelleri, akıllı algoritmaları, otonom sistemleri… Sanki geleceğin gücü yalnızca yazılımdaymış gibi bir algı var. Oysa meselenin görünmeyen bir tarafı var. Yapay zekâ aslında yazılımla değil, elektrikle çalışır.
Bir yapay zekâ modeli binlerce işlemcinin aynı anda çalıştığı dev veri merkezlerinde eğitilir. Bu merkezler küçük bir şehir kadar elektrik tüketebilir. Sadece bir büyük modelin eğitimi bile binlerce megavat saat enerji gerektirir. Bu nedenle teknoloji şirketleri artık yalnızca yazılım firması değildir; aynı zamanda enerji yatırımcısıdır.
Son birkaç yılda dikkat çekici bir gelişme yaşanıyor.
Teknoloji devleri dünyanın dört bir yanında güneş ve rüzgâr santralleri satın alıyor. Nükleer enerji yatırımlarına ortak oluyor. Uzun vadeli elektrik anlaşmaları yapıyorlar. Çünkü biliyorlar ki yapay zekânın gerçek yakıtı çip değil, enerjidir.
Aslında bu durum yeni bir gerçeği ortaya çıkarıyor:
- yüzyılda enerji, dijital egemenliğin temelidir.
Bir ülkenin yapay zekâ geliştirebilmesi için üç şeye ihtiyacı var:
çip, veri ve enerji. Bu üçlüden biri eksik olduğunda teknoloji yarışında geride kalmak kaçınılmazdır. Özellikle enerji, bu zincirin en kritik halkasıdır. Çünkü veri merkezleri sürekli ve ucuz elektrik olmadan çalışamaz.
Bugün küresel enerji rekabetinin yeniden sertleşmesinin sebeplerinden biri de budur. Doğu Akdeniz’deki enerji arayışları, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimler, enerji hatları üzerindeki mücadeleler yalnızca petrol ve doğalgaz meselesi değildir. Aynı zamanda geleceğin dijital altyapısının kontrolü anlamına gelir.
Bir başka ifadeyle, enerji artık yalnızca sanayinin değil yapay zekâ çağının stratejik kaynağıdır.
Türkiye açısından mesele daha da önemlidir. Çünkü Türkiye yılda yaklaşık yetmiş milyar dolar enerji ithalatı yapan bir ülkedir. Enerjide dışa bağımlılık yalnızca ekonomik bir sorun değildir; aynı zamanda teknolojik bağımsızlık meselesidir. Enerji üretmeden güçlü veri merkezleri kurmak, veri merkezleri olmadan da küresel ölçekte yapay zekâ geliştirmek mümkün değildir.
Bu nedenle Türkiye’nin önünde açık bir stratejik görev vardır:
Enerji üretimini artırmak, yenilenebilir kaynakları hızla geliştirmek ve bu üretimi dijital altyapıyla birleştirmek.
Enerjisi olmayan bir ülkenin dijital egemenliği olmaz.
Dijital egemenliği olmayan bir ülkenin de ekonomik egemenliği eksik kalır.
Bugün dünyada görünmeyen bir yarış yaşanıyor. Bu yarış yalnızca algoritmaların değil, veri merkezlerini çalıştıran elektriğin yarışıdır. Yapay zekâ devrimi belki bilgisayar ekranlarında görünür; fakat onu ayakta tutan şey santrallerde üretilen enerjidir.
Kısacası, geleceğin gücü yalnızca teknoloji değil; teknolojiyi besleyen enerjidir.
(*Elektrik Mühendisi)


