18 Ekim 2026, Pazar

Bir Pazar Sabahı İçiniz Rahat mı? 

Pazar sabahı…

Çay demlenmiş, ekmek sofraya gelmiş. Belki radyoda eski bir şarkı, belki televizyonda sabah haberleri. İnsan bir gün olsun dinlenmek, sevdikleriyle oturmak, acele etmeden kahvaltı yapmak istiyor.

Ama zihin, takvim pazar gününü gösteriyor diye dinlenmiyor.

Ödenecek faturalar var. Yaklaşan kira var. Çocuğun okul masrafı, emekli aylığıyla ayın sonunu getirme hesabı var. Üniversiteyi bitirmiş evladına “Bir haber var mı?” diye sormaya çekinen anne babalar var.

Bir de sofrada kimsenin yüksek sesle söylemediği o soru:

“Seneye hayatımız nasıl olacak?”

Ben bir ülkenin başarısını biraz da bu sofralarda ararım.

Bi

Çünkü açıklanan rakamların hayattaki karşılığı, vatandaşın evinde görülür. Maaş eline geçtiğinde ne kadarını ihtiyaçlarına ayırabiliyor? Çocuğuna verdiği sözü tutabiliyor mu? Hastalandığında tedaviye ulaşabiliyor mu? Bir haksızlığa uğradığında hakkını alacağına inanıyor mu?

Bütün bunlar, insanın iç huzurunu belirliyor.

Bir zamanlar ailelerin dilinde ev sahibi olmak, bir araba almak, çocuklarını okutmak vardı. Bugün de insanlar emeklerinin karşılığında kendilerine bir hayat kurmak istiyor. Çalışırken yaşayabilmek, emekli olduğunda dinlenebilmek, yaşlandığında kimseye muhtaç olmamak…

İnsanın çalışarak ulaşabileceği bir gelecek görmesi, memleketine duyduğu güveni de büyütür.

O güven zayıfladığında ise herkes kendi başının çaresine bakmaya başlar. Genç başka bir ülkede iş arar. Küçük işletme sahibi yatırımını erteler. Aile, zorunlu bir ihtiyacını bir sonraki aya bırakır.

Bir mühendis olarak bilirim: Sürekli arıza veren bir sistemde, her seferinde aynı parçayı değiştirmek yetmez. Arızanın kaynağını bulmanız gerekir.

Ülke yönetiminde de meseleleri birbirinden kopararak çözemeyiz. Üretimin artması için yatırımcı güven ister. Çalışanın refahı için verimlilik ve adil paylaşım gerekir. Bunların devamı için de hukuk, liyakat ve hesap veren bir yönetim gerekir.

Hür Düşünce Hareketi olarak kurmak istediğimiz gelecek, vatandaşın günlük hayatında hissedilmeli.

Demokratik iradeyle seçilen, liyakatle yöneten; kamu parasının hesabını veren; insanın emeğini ve hakkını koruyan bir anlayış… Gençlerin gelecek planlarını bu ülkede yapabildiği, emeklilerin bir kahve içmeye giderken bütçesini düşünmek zorunda kalmadığı bir Türkiye.

Bunun için siyasetin dilini de vatandaşın sofrasına yaklaştırmak gerekiyor. O sofrada sorulan soruları dinlemeli, verdiğimiz cevapların sorumluluğunu taşımalıyız.

Bu pazar size büyük bir söz söylemek yerine, basit bir soru sormak istiyorum:

İçiniz rahat mı?

Ve rahat değilse, sizin pazar sofranızda bugün en çok hangi mesele konuşuluyor?

Yazın, konuşalım. Birbirimizi duymaya oradan başlayalım.

Bizim hikâyemiz Türkiye. O hikâyenin içinde sizin sofranız, sizin emeğiniz, sizin yarınınız var.

Süleyman Aksoy

Hür Düşünce Hareketi Genel Başkanı

Köşe Yazıları

tümü

Gündem