Değerli dostlarım;
Kar ve kış birbirini tamamlayan, biri olmadan diğerinin de fazla önemsenmediği doğa olaylarıdır.
Eğer yaşadığınız bölgede kışın en önemli sebebi olan kar çok yağıyorsa ona göre de bir yaşam biçimi geliştirmek zorundasınız. Yani insanla doğanın mücadelesi. İnsan doğanın gücünü ancak Allah’ın ona verdiği aklını iyi kullanırsa doğaya karşı yaşamını kolaylaştırır. Bazen doğaya karşı galip gelebilsek de doğa ile mücadele etmek insan yaşamının önemli bir parçasıdır.
Erzurum– Çat İlçesi Ağaköyü’nde görev yapıyorduk.Öğretmenliğimizin ilk yıllarıydı, kadromuz dört öğretmen olması gerekirken sadece iki öğretmenle ikili öğretimi götürüyorduk. İdeallerimiz vardı, çocuklara iyi bir eğitim vermek, kız çocuklarının tümünü okula yazmak, geceleri tezek yakarak bazı öğrencileri sınavlara hazırlamak gibi çalışmalar yapıyor, eşim de köydeki kız çocuklarına ablalık yapıyor, onlara gelişen ve değişen dünya ile ilgili bilgiler veriyordu. Köylülerle sıkı bir bağlantımız oluşmuştu, onlar bizi seviyor biz de onları seviyorduk.
Ağaköyü bölgenin bütün özelliklerini taşıyor, kışın fazla kar yağıyor ve uzun süre de toprak üzerinde kalıyordu. Uzun kış günlerinde kar ile mücadele etmek, soğukla başa çıkmak için birçok hazırlıklar yapmak zorundasınız. Kar bir yönüyle insanı zorlasa da toprağın kar suyunu emmesi, yer altı sularının çoğalması ve doğanın can damarı olması bakımından da önemli bir değerdir. Halk arasında denir ki “kar toprak için bereket, su için kaynak, insan için ise zulmettir.”
Kar ilk yağdığı zaman yumuşak olur, üzerinde yürümek, hele hele gençseniz ve bir de eşiniz, çocuklarınız-arkadaşınız varsa yanınızda, bambaşka bir mutluluk verir insana. Yürürsünüz, ara sıra şakalaşır birbirinize kartopu atar güzel saatler geçirirsiniz.. Kar yerde kaldıkça havanın etkisiyle sertleşir o zamanda üzerinde yürüyebilirsiniz. Uzun günler ve aylar toprağı beyaz örtüsüyle kaplayan kar hava sıcaklığının artmasıyla yavaş yavaş ve alttan alta erimeye başlar. Eriyen karların bir kısmı toprağı beslerken bir kısmı da akıp dereleri, çayları, gölleri doldurur.
Çat Ağaköyü’nde kar yağdığı zaman düz alanlarda bazen bir metreyi çukurlarda ve yamaçların kıvrımlarında rüzgarın tipi olarak getirip biriktirdiği kar kalınlığı ise birkaç metreye kadar ulaşır. Kışın köyden köye veya köyden kasabaya ulaşmak bazen kızaklarla bazen atlarla bazen de yaya olarak kar üzerinden yürünerek gidilebilirdi. Karlar yumuşamaya/ erimeye başlayınca üzerinde yürümek oldukça zor olun üstü sert görünen karlar, ayağını bastığında bir bakarsınız ki belinize kadar kara batmışsınız. İşte o zaman zordur kar üzerinde yürümek çok ama çok zordu.
Bir sonbahar ayıydı, okullar açılmamış olduğu halde iki yıllık bir öğretmen olarak Eylül Ayı başında eşimle birlikte köye gitmiştik.
Kapı çalınca kalkıp kapıyı açtım ve karşımda duran genci köydeki okula kayıtla ama devam etmeyen büyük çocuklardan birisi zannederek sordum:
“Buyur evladım ne istiyorsun?”
Yüzüme baktı ve kısık bir sesle “Ben yeni öğretmen Alim Çevik” diye karşılık verdi.
Kısa bir tereddütten sonra onu içeri buyur ettim.
Elinde küçük bir çantasından başka bir şeyi yoktu. Ev sahibi olarak misafir ettik, birlikte yemek yedik, akşam da okulun müdür odasında sıralardan oluşturulan ranzanın üzerine bir yatak hazırladık ve yatırdık. Biz ona göre iki yıllık bir kıdeme ulaşmıştık, o henüz yeni başlıyordu.
Beklentimiz birkaç gün içerisinde kendisine bir düzen kurmasıydı ama Genç Öğretmen Alim’de hiç bir hareket yoktu.
Sonunda kendi durumunu bize anlattı ve dedi ki:
“Ben tek başıma yumurta dahi pişirerek yiyemem, yatılı okudum, mezun oldum ve buraya verdiler geldim.”
Samimiydi.
Bugüne kadar tanıdığım ve dostluğunu hiç kaybetmediğim samimi, dürüst ve içten bir insanlardan birisiydi Alim. Orta boylu, kumral, hafif şişman, yüzünde henüz sakalları bitmemiş bir çocuk gibiydi.
Eşime, bazen ‘yenge’, bazen ‘bacı’ diye hitap eder, bana da sürekli “bizim oğlan” derdi.
Benim mesleğimin üçüncü Alim’in mesleğinin birinci yılıydı.
Okul ve ev hayatımız birlikte geçiyordu, birbirimize alışmıştık iyi de çalışıyordu. İki öğretmen gibi değil sanki iki kardeş gibiydik. Ay başı olunca İlçeye gittik, maaşlarımızı aldık ve Bakkal Gafur’un borcunu ödemeye gittiğimizde tereddütsüz olarak “Bak hesabı ortak ödeyeceğiz, eğer kabul etmez isen ben artık sizde yemek yiyemem ve aç kalırım” diye sertleşti. O günden sonra iki yıl birlikte yedik, birlikte içtik ve hesaplarımızı da birlikte ödedik.
Kış geldi, yine köye karlar yağdı, hayvanlar ahırlara insanlar evlere kapandı. O yıl epey çok kar yağmıştı.
Erzurum Çat arası oldukça karın çok yağdığı ve sık sık yolların kapandığı bir bölgedir. Bu nedenle tam yol mesafesinin orta yerinde Karayolları 12.Bölge Müdürlüğünün Bakımevi bulunmaktadır. Buradaki Bakımevi yolların açık tutulması için sürekli çalışır ama bazen kar ve tipi aynı anda devam ettiğinde insan ve makine gücü bu yolu her zaman açık tutmaya yetmez.Yollar kapanınca ya Bakımevinde soba başında bekleyeceksin ya da geldiğin yere geri döneceksin, başka çaresi yoktur.
Çat İlçesinde veya köylerinde görev yapan öğretmenler kış ve doğa ile de mücadele etmek zorundadırlar. Bu zorluklardan kurtulmak için özellikle maaşlarını aldıkları ay başlarında Erzurum’a gider orada bir iki gün kalır, biraz moral depolar ve yine köylerine dönerlerdi.
Zannederim Mart sonlarıda doğruydu Alim de Erzurum’a gitmiş, pazar günü Ağaköyü’ne dönecekti ama kar yağışı nedeniyle yollar kapandığından dönememiş, yolculuğunu Pazartesine bırakmıştı.
Pazartesi Erzurum’dan Çat’a dönerken aynı otobüste Çat İlköğretim Müdürü Yakup Aksakal Bey ile karşılaşmışlar. Yakup Bey, otobüste bulunan öğretmenlere “Bu saatte okullarınızın başında olmanız gerekirken neden buradasınız? Diye sorunca hepsi genç ve stajyer olan öğretmenlerin korkudan nefesleri kesilmiş olacak ki;” Peki siz neden buradasınız” diyememişler.
Doğuda kışın ve karın saati belli olmaz. Kar yağmasa da tipi olduğu zaman yollar kapanır. O gün de Bakımevine kadar gelen otobüs tipi nedeniyle kapanan yolu aşamadığından Erzurum’a geri dönmüş ama Bizim arkadaşımız Alim Çevik ve Aşağı Çat ve yukarı Çat köylerinin öğretmenleri yürüyerek görev yerlerine ulaşmaya çalışmışlar.
Bakımevinden Çat köylerine ulaşmak yaklaşık 10 Kilometre, en az 5 kilometre de Çat Köyü ile Ağaköyü arasındaki mesafeyi kış günü yürümek akıllı adam işi değil. Hele hele batıda yaşamış ve karlarla aşınalığı olmayanların bunu başarabilmesi ise adeta bir mucize.
Çat Köyünden/kavşağından bir iki kilometre ilerleyince Çat İlçesi yukarıdan kuş bakışı görünür.Bu görüntü içerisine Ağaköyü ve onun yanındaki Kızılca köyünde bu alanın içerisine girer. Kışı ve karı bilenler bu mevsimde asla karın çiğnenerek yol haline gelmemiş yerlerinden gitmezler. Çükü karın üstü sert görünse de alt tarafından erimeye başlar sizi taşıyamaz ve sürekli batar çıkarsınız.
Bir üçgeni düşünün baktığınız yerden, üçgenin bir köşesinde Çat ilçesi, bir köşesinde Ağa köyü, bir köşesinde ise Kızılca köyün görürsünüz. Bilen bir insan ya Çat içesine yürür ve oradan Ağa köyüne gelir veya Kızılca köyüne döner oradan Ağa köyüne ulaşmaya çalışır. Alim Bey tepeden bakınca kendince bir yol çizmiş ve kuş bakışı kestirmeden Ağa köyüne ulaşmaya karar vererek yürümeye başlamış.
Ağköyü ve Kızılca arasında bir dere vadır. Köye ulaşmak için bu dereyi geçmek gerekir.
O gün ders bitmiş, öğrenciler evlerine gitmiş, birkaç köy gence ile birlikte okul bahçesinde kış sohbeti yaparken bir yıl önce okuldan mezun olmuş bir öğrencimiz bir anda bize dönerek :”Hocam bir yabancı bizim köye doğru geliyor, eğer buranın insanı olsa bu dereden gelmez , Kızılca’dan veya İlçe yolundan gelir, bu belli ki yolu bilmiyor, şimdi dereye inecek, korkarım orada kurtlar vardır, gidip ona yardım edelim.” Dedi.
Kısa bir değerlendirme yaptıktan sonra karşıdan bata çıka bize doğru gelen yabancıyı karışlamaya doğru yürüdük. Elimize aldığımız sopalarla dereye doğru gitik. Dereye indiğimizde dere kenarında pusuya yatmış üç- dört tane kurt bizi görünce oradan uzaklaşmaya başladı, biz bağırıp çağırark bize doğru gelmesini işaretlerle ifade etmeye gayret ettik.
Biraz sonra gelen kişinin gerçekten bu bölgeyi bilmeyen ve bizim okul öğretmeni Alm Çevik’ti. Bakımevinden burya kadar yürüyerek gelmişti, belinden aşağısı su olmuş neredeyse ayakları donmuştu.
Alim’e önce kızdık, bağırdım ve niçin bu yolu tercih ettiğini ve asıl köy yolundan gelmediğini söyledik ise de Alim hiç konuşmuyordu. Koluna girdim. Eve geldik. Eşime hemen biraz ılık su yapmasını ve yemek hazırlamasını söyledim. Üzerinde beline kadar ıslanmış elbiselerini ve iç çamaşırlarını çıkarttım. Ayaklarını ılık suya koyarak ovaladım.
Alim neredeyse kendini unutmuş, şoka girmişti. Önüne koyduğumuz yiyecekleri hiç ses çıkartmadan yedi ve yaklaşık yarım saat sonra etrafa bakmaya başladı.
İlk söylediği söz “Ben neredeyim?”
Alim artık hayata dönmüş, eski öğrencimiz Ahmet Yıldız’ın dikkati sayesinde kurtlara yem olmaktan kurtulmuştu.


