Bazı yolculuklar vardır…
İnsan bir şehirden başka bir şehre gider.
Bazı yolculuklar vardır…
İnsan geçmişine gider.
Birkaç gündür Rumeli’deyiz.
Önce Üsküp…
Sonra doğduğum şehir Manastır…
Ardından Ohri ve bugün Prizren…
Bu yolculuk sıradan bir gezi olmadı benim için.
Çünkü insan bazen yıllarca yaşadığı yerde değil, doğduğu topraklarda kendini tamamlıyor.
Üsküp’te Türk Milli Hareketi’nin genel kuruluna katıldık.
Kürsüye çıktığımda yalnızca bir konuşma yapmadım.
Köklerime hitap ettim.
Salonun içinde dolaşan o duygu tarif edilemezdi…
Çünkü Balkanlar’da yaşayan Türkler yalnızca bir topluluk değildir.
Onlar, tarihin ağır yükünü taşıyan bir hafızadır.
Konuşurken bir an durdum…
Çocukluğum geçti gözümün önünden.
Babamı düşündüm.
Göç yollarını düşündüm.
Sirkeci Garı’na ayak basan muhacirleri düşündüm.
Ve şunu hissettim:
İnsan bazen bir millete ait olduğunu en çok memleketinden uzakta anlıyor. Manastır’a geçtiğimizde duygular daha da ağırlaştı.
Çünkü Manastır sadece bir şehir değildir.
Manastır; Cumhuriyet’i kuran iradenin yetiştiği yerdir.
Birinci Ordu’nun bulunduğu merkezdir.
Askerî disiplinin, devlet aklının ve vatan fikrinin yoğrulduğu topraklardır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün izlerini taşıyan o sokaklarda yürürken insan şunu hissediyor:
Tarih bazen kitaplarda değil, taş duvarlarda yaşar.
Selanik diplomatik merkezdi…
Ama Manastır başka bir ruhtu.
Cumhuriyet’i kuran kadroların sertleştiği, olgunlaştığı yerdi.
Ve elbette Resne…
Resneli Niyazi Bey’in memleketi…
O topraklara baktığınızda şunu görüyorsunuz:
Balkanlar yalnızca geçmiş değildir.
Balkanlar hâlâ yaşayan bir hafızadır.
Ohri ise başka bir dünya…
Bir krater gölünün kenarına inci gibi dizilmiş evler…
Sessiz bir akşam…
Karşı kıyıda asırlardır Balkanlar’a seslenen Sarı Saltuk’un manevi gölgesi…
İnsan bazen yalnızca bir manzaraya değil, medeniyetin bıraktığı izlere bakıyor.Bugün Prizren’de dolaşırken sık sık Türkçe duydum.
Bir esnafın selamında…
Bir yaşlının bakışında…
Bir çocuğun sesinde…
Ve içimden şu geçti:
Demek ki bazı şehirler kaybedilmiyor.
Çünkü onları haritalar değil, insanlar yaşatıyor.
Yahya Kemal ne güzel söylemiş:
“Şar Dağı Bursa’nın devamıdır.”
Gerçekten öyle…
Rumeli’ye baktığınızda yalnızca geçmişi değil, Anadolu’nun tamamlayıcı ruhunu görüyorsunuz.
Bu yolculuk bana bir kez daha şunu hatırlattı:
Bir millet yalnızca sınırlarla ayakta kalmaz.
Hatıralarıyla, diliyle, kültürüyle ve birbirine sahip çıkmasıyla yaşar.
Bugün burada eşimle, dostlarımızla birlikte yürürken şunu hissettim:
Biz aslında bir coğrafyayı değil, kendi hikâyemizi geziyoruz.
Ve insan kendi hikâyesine dokunduğunda…
Bazen konuşurken sesi titriyor.
Bazen gözleri doluyor.
Çünkü bazı kökler unutulmuyor.


