Türkiye’de bazı mekânlar zamanla sadece bir yer olmaktan çıkar, bir dönemin sembolü haline gelir.
Silivri Cezaevi bunlardan biridir.
Bugün kamuoyunda tartışılan meselelerden biri de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında yürüyen davalar ve Silivri üzerinden yapılan tartışmalardır.
Bir kesim bu süreci tamamen hukuki bir süreç olarak görüyor. Devletin kurumları vardır, mahkemeler vardır ve herkes hukuk önünde eşittir. Bu görüşe göre bir belediye başkanının da yargılanması doğaldır.
Başka bir kesim ise meseleye farklı bakıyor. Onlara göre Türkiye’de bazı davalar yalnızca hukuk meselesi değildir; aynı zamanda siyasi rekabetin bir parçası haline gelebilir.
Aslında Türkiye’nin siyasi hafızasında bu tür örnekler az değildir.
1960 darbesinden sonra Başbakan Adnan Menderes ve arkadaşlarının Yassıada’da yargılanması Türkiye’nin en büyük siyasi travmalarından biri olarak hatırlanır.
1990’ların sonunda ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan okuduğu bir şiir nedeniyle yargılanmış ve hapis cezası almıştı. O gün de Türkiye’de aynı tartışma yapılmıştı: Bu bir hukuk meselesi miydi yoksa siyaset mi?
2000’li yıllarda bu kez farklı bir dönem yaşandı.
Ergenekon Davaları ve Balyoz Davası süreçlerinde yüzlerce asker, akademisyen ve gazeteci yine Silivri’de yargılandı. Bugün dönüp bakıldığında o davaların önemli bir kısmının hukuki açıdan ciddi sorunlar taşıdığı kabul ediliyor.
İşte bu yüzden Silivri artık sadece bir cezaevi değildir. Türkiye’de hukuk ile siyaset arasındaki gerilimin sembolü haline gelmiştir.
Ekrem İmamoğlu hakkında yürüyen süreç de bu nedenle yalnızca bir dava olarak görülmüyor. Toplumun bir bölümü bunu hukuki bir süreç olarak değerlendirirken, başka bir bölümü ise siyasi bir mücadele alanı olarak yorumluyor.
Burada asıl önemli olan şudur:
Bir kişinin suçlu olup olmadığına mahkemeler karar verir.
Ama hukuk süreçlerinin toplumda adil ve tarafsız görülebilmesi de en az karar kadar önemlidir.
Türkiye’nin siyasi tecrübeleri bize şu gerçeği gösteriyor:
Mahkeme kararları siyasi rekabeti tamamen ortadan kaldırmaz. Hatta bazen tam tersine, yeni siyasi güçler doğurur.
Bu nedenle demokrasilerde temel ilke nettir:
Siyaset mahkemelerde değil, milletin sandığında yapılır.
Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey; güçlü devlet kurumları, tarafsız bir hukuk düzeni ve millet iradesine güvenen bir siyasi kültürdür.
Çünkü sonunda siyasetin en büyük mahkemesi yine milletin kendisidir.


