Değerli dostlarım;
Meslek hayatımda birçok görevlerde bulundum, birçok olayla ve insanla karşılaştım. Kimisi bana ders verdi, kimisinden dersi ben aldım.
İl Milli Eğitim Müdürü olduğum Gaziantep‘te akşam saat 19.00 olmasına rağmen dairede çalışıyor, ertesi gün İlimizi ziyaret edecek Milli Eğitim Bakanımız için hazırlıklar yapıyordum.
Kapıda bekleyen sadece şoför ve hizmetli Ali vardı.
Ali kapıyı çaldı ve içeri girerek;
“Müdürüm bir öğretmen gelmiş sizinle görüşmek istiyor” dedi.
Öğretmenin muhtemelen başka bir okula atama isteyeceğini tahmin ederek, “Buyursun gelsin evladım niye şimdiye kadar beklemiş ki” diye söylendim.
İçeri giren öğretmen bana hitaben:
“Müdürüm iyi akşamlar, size bir halimi anlatmak için herkesin gitmesini bekledim.” dedi.
“Hocam buyurun ne istiyorsunuz?” diye sorduğumda kapıdan biraz daha içeri doğru masaya yaklaştı ve göğüs düğmelerini açarak yırtılmış atletini gösterdi, gerçekten atleti yıpranmış ve kenarı yırtılmıştı.
Sonra devam etti. “Bu ayakkabılarımı sabahtan liseye giden oğlum giyiyor, o geldikten sonra ben giyerek okula gidiyorum, inanmaz iseniz İstiklal İlkokulu Müdürü Asım Bey’e sorabilirsiniz. Benim üç çocuğum var, ikisi üniversitede birisi de lise de okuyor, tek maaşlıyım, yetiştiremiyorum” diye ekledi.
O dönem Fakir Fukara Fonu aldığı bir karar ile bütün okullardaki ekonomik durumu düşük öğrencileri giyindirme kararı almış, biz de okul müdürlerine talimat yazarak öğrenci isimlerini istemiş ve her öğrenciyi baştan sona giyindirmiştik.
Aklıma öğretmenin herhalde bu fondan yararlanamadığı için benden yardım istemeye geldiğini sandım.
Öğretmene;
“Hocam, ben lisedeki öğrencinizin bütün giyim ve okul ihtiyaçlarını karşılayabilirim, hatta fazlasını da verebilirim” dedim.
Öğretmen bana;
“Hayır müdürüm, ben sizden bir tek şey istiyorum, lütfen bana bir lojman verin.”
O tarihlerde il içerisinde 58 lojman yaptırmış, bunun bir kısmını idarecilere tahsis ederken 41 tanesini de puanlama ile öğretmenlere dağıtacaktık.
Öğretmen tekrar bana “Müdürüm, bunu biliyorum, hatta kimlere verileceğinden de haberim var, eğer kimse için takdir puanı kullanmaz ise son sırada ben lojmana girebiliyorum” dedi.
Hocam, lojmanlar yönetmeliğe göre puanlanıyor, benim sadece 10 Puan takdir yetkim var, istersen onu senin için kullanabilirim” dedim.
Tam kapıdan çıkarken tekrar geri döndü ve bana:
Müdürüm, benim hakkımı yemeyin, kimsenin hakkını da bana yedirmeyin sizi, sizin vicdanınıza havale ediyorum” dedi ve çıktı.
Gün içerisinde hazırladığımız listeyi çıkarıp baktım, sadece Vali Bey’in isteği üzerine bir öğretmene 10 takdir puanı kullanmıştım.
O zaman ne kadar büyük hata yaptığımı ve öğretmenin bana söylediği “Benim hakkımı yemeyin, kimsenin hakkını da bana yedirmeyin” cümlesini niye söylediğini anladım.
Uzun bir süre koltukta yığıldım kaldım.
Sözler beynimde zonkluyor ne yapacağımı düşünüyordum.
Okul Müdürü Asım Bey’i aradım ve öğretmenin durumunu sorduğumda, söylenenlerin tamamının doğru olduğunu, çalışkan ve çok dürüst birisidir, karıncayı bile incitmekten korkar diyerek de fikrini beyan etti.
Vali Vekilimiz Oğuz Kağan Köksal Bey’i aradım. Henüz makamdan ayrılmamıştı.
Tahsis listesini aldım ve Vali Bey’in makamına gittim.
İçeri girdiğimde Vali Bey merakla beni bekliyordu.
Hayrola Müdür Bey, ne oldu? diye sordu.
Olayı Vali Vekilimize aynen anlattım ve listeyi önüne koyarak durumu izah ettim.
Vali Bey;
Cevdet Bey, bu adamın söylediği çok ağır bir vebal, bunun altından kalkamayız, bu listeyi iptal edin ve kimseye takdir puanı kullanmayın diye söyledi.
Daireye döndüm, ilgili yardımcıyı ve bölüm şefini çağırttım, listedeki 10 takdir puanını çıkartınca son sıradan listeye bana gelen öğretmen girmişti.
Öğretmen hakkına kavuşmuş, biz de vebalden kurtulmuştuk.
Ertesi gün Bakan Bey’i karşıladık, anahtar dağımım töreni yaparken anahtarların konulduğu tepsiyi tutan öğretmen Bakan Bey’e;
Bakanım lojmanlar çok güzelde hak edenlere verilmedi diye söyledi.
Bunu duyan bütün gazeteciler haberin doğruluğunu anlamadan Bakan’a sorular sormaya başladılar.
Bakan Bey bana bakarak;
“Ne diyor bunlar Cevdet Bey” diye sorunca;
“Sayın Bakanım, buradan Valiliğe gideceğiz, bu hanım ve gazeteciler de gelsin, size kimlere nasıl lojman dağıtımı yaptığımızı göstereyim, kararı siz verin.” diye söyledim.
Bir saat sonra Vilayette lojman tahsis listesini öğretmenle birlikte gazetecilerin önünde inceleyen Bakan Bey öğretmene dönerek:
“Hocam, size yazıklar olsun, incelemeden, bilmeden müdürünüzü itham ediyorsunuz.
Siz öğretmensiniz, nasıl böyle bir iftirada bulunabiliyorsunuz?” dedi ve bana dönerek:
“Müdür Bey, teşekkür ederim, açık yüreklilikle davrandınız, bu öğretmen hakkında da işlem yapmanızı istiyorum” diyerek gazetecileri de susturmuş oldu.
Bu olay benim hayatımdaki dönüm noktalarında birisi olmuş, vicdanımın sesini dinlemeyi o öğretmenden öğrenmiştim.


