Değerli dostlarım;
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Eski Bakan’ın Fatma Betül Sayan‘ın açık vermesiyle ortaya çıkan ‘fon soygunu’ giderek dallanıp budaklanıyor. Vurguna katılanların listesinin Cumhurbaşkanının elinde olduğu ama açıklanmadığı iddia ediliyor.
Atalarımız der ki “Suç samur kürkü olsa kimse üzerine almaz” misali kimse suçu üstlenmediği gibi doğruları bildikleri halde yalanı savunmaya devam ediyorlar.
Yalan söylemek siyaseten belki normal kabul edilebilir ama inanan insanlar için ağır bir sorumluluktur. Erdemli olmak, sonucu ne olursa olsun doğrunun yanında bulunmayı gerektirir.
Bizim oralarda da derler ki “Allah’ın değirmeni yavaş öğütür ama ince öğütür”. Siz ne kadar inkar etseniz de; yandaşlarınız vasıtasıyla yalanlarınızı yaymak isteseniz de Allah’ın gözünden kaçıramayacaksınız.
Morgan Freeman diyor ki: Dünyanın en şerefsiz insanları yanlış olduğunu bile bile çıkarları için yanlışı savunanlardır.
Milletin duygularına hitap eden mesajlar yayınlayarak AK Parti bu vurgunun siyasi kabullenişinden sıyrılamayacaktır.
Yine atalarımız der ki ‘Görünen köy kılavuz istemez’. Her şey ayan beyan ortada sizin suçu muhalefete atmanız veya olayı dış güçlere bağlamınız sadece zavallılık ve çaresizliktir.
Bu vurgunda;
Olayın bir yanı Fon vurgunundan götürülen 978 milyar nasıl karşılanacaktır?
Bir diğer tarafında mağdur olan 455 Bin kişinin durumu ne olacaktır?
Bir diğer yanda ise doğrudan AK Partili olan Fatma Betül Sayan’a hiç soru sorulmaması ve hakkında işlem yapılmamasını nasıl açıklayacaksınız?
Hayati Yazıcı‘nın oğluna dokunulamamasını neyle izah edeceksiniz?
Bir başka tarafı ise Cumhuriyet Savcılarının siyasi baskılar karşısında onlardan ‘adil ve bağımsız” davranmalarını nasıl isteyeceksiniz?
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin Devlet halinde varlığı kabul olunamaz” diyor.
Bizim bugünkü sıkıntımız ADALETTİR:
Gaziantep Milli Eğitim Müdürü iken lojman tahsisi sırasında bir öğretmenin geç vakit daireye gelerek: “Benim hakkımı yemeyin kimsenin hakkını da bana yedirmeyen” dediğinde adaletin ne olduğunu daha iyi anlamış ve hayatımın merkezine koymuştum.
Değerli dostlarım;
Türk tipi Tek Adam yönetim modelinde Yargı bağımsızlığı; Kuvvetler ayrılığı ve Meclis’in hükumet üzerindeki denetim yetkisinin olmamasından kaynaklanan sorunlarla uğraşmaktayız.
Biliyoruz ki refah üretemeyen iktidarların tek yolu sadakati çoğaltmaktır. Liyakat yerine sadakati ön plana alarak bu tür hassas görevlere atamalar yapılması adalet değil partizanlıktır.
Sadakat bu defa kendisini o makamlara getirenlere ihanet etmiş ve “cep doldurma” hesabını tercih etmiştir.


