25 Eylül 2026, Cuma

Tıpalı Siyaset

Eşkıya kervanın geçtiği geçidi tutmuş, ilk gelen kervanı durdurmuş ve tek sıra ve tek kol aralığı hizaya geçirmiş. Herkesin üzerindeki paralarını ve değerli eşyalarını aldıktan sonra, birer birer öne çıkartarak, sopa çekmeye başlamış. Bir, iki, üç derken Metin’e sıra gelmiş. Eşkıya Metin’e sopa atmak için harekete geçtiğinde, yüksek bir sesle eşkiyaya “dur” diye itirazda bulunmuş. Şaşkın bir şekilde  duran eşkıyaya Metin; ”Ne bu kardeşim, hem paramızı alıyor, hem de sopa atıyorsun! Hayırdır, geç mi geldik, az mı getirdik! de sopa atıyorsun?” Metin, yaşıyor mudur, bilemem ama yaşasaydı kesin iyi ve sorumlu bir vatandaş olurdu. Ben dahi onun gerçekten aktif politikaya girmesini ister, temsilcimiz olması için var gücümle destek verirdim. Ama gel gör ki bugünün politikacıları itiraz etmeyi toplum menfaati, insan onuru için değil, şahsi çıkar ve özel arzuları için istediğine hepimiz şahitlik etmekteyiz. Nerede bir yolsuzluk, hırsızlık, kamu kaynakları peşkeşi ve kayırmacılık varsa kaynağında en az bir tane kudretli politikacı vardır. Galiba bizim önemli sorunlarımızın başında liyakatli politikacılarımızın olmayışı geliyor. Gelin ortak bir kararla, politikacı vasıflarında beklentimizi yüksek profillilerden vazgeçip, normal insan olmasına rıza gösterelim, tıpayı çekebilmesini bile yeterli görelim. Ne dersiniz? Normal insan olmak zor mu?

Bir siyasetçi akıl hastanesini ziyaret etmektedir. Başhekimle birlikte hastaneyi dolaşırken sormuş;     

– Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını neye göre karar veriyorsunuz?

Başhekim;

– Bir küveti su ile dolduruyoruz. Hastaya bir kaşık, bir fincan, bir de kova veriyoruz. Sonra, küvetin içindeki suyu nasıl boşaltacağına karar vermesini soruyoruz.

Siyasetçi;

– Haa! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kovayla daha kolay boşaltabilir.

Başhekim;

– Hayır. Normal bir insan küvetin tıpasını çeker.

Her türlü depoyu dolduranlar

“Her zaman 50 liralık yakıt alıyorum”la kendimizi ne kadar aldatıyoruz?  Veya bizi kandıranları ne kadar savunmaya çalışıyoruz, değil mi? 2000 yılında 50 liraya 85 litre yakıt alabiliyorduk. 2003’de aynı 50 lirayla 28 litre, 2007’de 16 litre, 2011’de 12 litre, 2018’de 8 litre 2020’de 6,3 litre ve bugün yarım litre alabiliyoruz. 26 yılda ki 50 liranın satın alma gücünü kim %99,4 zayıflatmış olabilir? Değişik bir yaklaşımla, 2000 yılında 85 litre yakıtla 50 lira verirken, bugün aynı miktardaki yakıta 8.500 tl lira ödüyoruz. 2000 yılının 50 lirasının satın alma gücünü, bugün 170 katı olan 8.500 lirayla gerçekleştirebiliyoruz. 

Satın alma gücüne göre akaryakıt üzerine bindirilen vergi yükü (kişi başı milli gelir ve alım gücü) üzerinden değerlendirme yapıldığında Türkiye, vatandaşına binen bağıl vergi yükü/maliyet bakımından (en fazla vergi bindiren) ülkeler sıralamasında üst sıralarda yer almaktadır.

Demokrasi ihtiyacı

İnsanlık tarihi çağlar boyunca pek çok savaş ve çatışmaya sahne oldu. Geldiğimiz noktada edinilen tecrübelerin ortaya koyduğu gerçek ise değişmedi. Sınırsız (kontrol edilmeyen) güç, kimin elinde olursa olsun, yozlaşır ve kötüye kullanılır. O zaman, öyle bir sistem olmalı ki, bir gücün orantısızca büyümesinin, böylece diğerinin üzerinde üstünlük kurmasının önüne geçilsin; azınlık, çoğunluğun karşısında korunsun, bireysel özgürlükler gözetilsin. Toplum şeffaflığa kavuşsun, bilgiye sahip olmak yönetime katılımı artırsın, hukuk daha iyi işlesin, herkes haklarının güvencede olduğunu bilerek yaşasın.

Sistemin ideali

Devletin çok büyük olan gücü, kuvvetler ayrılığına göre dağıtılır; yasama, yürütme ve yargı organları arasında bölüştürülür. Organlar, bu ayrılık sayesinde birbirlerini denetleyerek iş yapar; böylece her biri, diğerinin anayasada yazan sınırlar içinde kalmasını sağlar; öte yandan, birbirlerini dengelerler. Bu arada yerel yönetimler de kaynak ve sorumluluklar bakımından güçlendirilmiştir.

Bu sayede, merkezi yönetimin gücünü dengeleyen ve denetleyen bir rol üstlenirler. Öte yandan, medya, sivil toplum ve vatandaşlar sistemin içinde rol üstlenmedikleri sürece, denge denetleme sisteminin işlerlik kazanacağı düşünülemez. Medya hükümeti, siyasi partileri ya da kamu kurumlarını biz vatandaşlar adına denetler; kamu kaynağı ve gücünün bizlerin yararına kullanıp kullanmadığını ölçebilmemizi sağlar. Güçlü ve etkin bir sivil toplum, örgütlenme özgürlüğünü teşvik eder; yöneticilerin aldığı kararlarda vatandaşı söz sahibi yapabilmek için politika yapım süreçlerine katılır.

Köşe Yazıları

tümü

Gündem