Bugün size çok önemli bir soru sormak istiyorum:
Türkiye NATO içerisinde bir “menteşe ülke” olarak mı kalmalı, yoksa bir “merkez ülke” olarak mı yükselmeli?
Çünkü ikisi aynı şey değildir.
Menteşe ülke; kapıyı açıp kapatan, geçiş sağlayan ülkedir.
Merkez ülke ise masanın kurulduğu yerdir.
Bugün Türkiye’ye baktığımızda Karadeniz burada…
Doğu Akdeniz burada…
Balkanlar burada…
Kafkaslar burada…
Orta Doğu burada…
Türk Dünyası burada…
Yani haritaya baktığınızda Türkiye herhangi bir yerde değil, dünyanın en önemli stratejik kavşaklarından birinde bulunmaktadır.
Peki böyle bir ülke kendisini sadece bir “köprü” olarak mı tanımlamalıdır?
Biz buna katılmıyoruz.
Çünkü köprülerin üzerinden geçilir.
Merkezlere ise ulaşılmaya çalışılır.
Bugün NATO’nun Türkiye’ye ihtiyacı vardır.
Karadeniz’in güvenliği için Türkiye gerekir.
Enerji koridorları için Türkiye gerekir.
Göç yönetimi için Türkiye gerekir.
Balkanların istikrarı için Türkiye gerekir.
Orta Doğu’nun dengesi için Türkiye gerekir.
Ama bizim de kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Biz sadece başkalarının güvenlik planlarında yer alan bir ülke mi olacağız?
Yoksa kendi stratejisini yazan bir ülke mi olacağız?
İşte mesele budur.
Türkiye’nin hedefi NATO’dan uzaklaşmak değildir.
Türkiye’nin hedefi NATO içerisinde daha güçlü, daha etkili ve daha saygın bir konuma yükselmektir.
Ancak merkez ülke olmak sadece coğrafyayla olmaz.
Güçlü ekonomi gerekir.
Güçlü teknoloji gerekir.
Güçlü savunma sanayii gerekir.
Enerjide bağımsızlık gerekir.
Nitelikli eğitim ve insan kaynağı gerekir.
Ekonomik egemenliğini kuramamış bir ülke, jeopolitik merkez olamaz.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türkiye’nin temel hedefi sadece NATO içinde yer almak değil, NATO’nun karar süreçlerinde ağırlık oluşturan bir merkez ülke haline gelmektir.
Çünkü yeni dünya düzeninde güçlü olanlar, başkalarının planlarında rol verilenler değil; kendi hikâyesini yazanlardır.
Ve Türkiye artık bir geçiş yolu değil, bir hedef ülke olmak zorundadır.
Sorulması gereken soru şudur:
Türkiye NATO’nun sınır karakolu mu olacaktır?
Yoksa NATO’nun vazgeçilmez merkez ülkelerinden biri mi olacaktır?
Türkiye’nin önünde yeni bir tercih vardır.
Ya başkalarının yazdığı senaryolarda kendisine verilen rolü oynayacaktır…
Ya da kendi senaryosunu yazacak, kendi rotasını çizecek ve merkez ülke olarak yeni yüzyılda yerini alacaktır.
Hür Düşünce Hareketi olarak biz ikinci yolu savunuyoruz.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında Türkiye’nin; ekonomik gücüyle, teknolojisiyle, savunma sanayiiyle, hukukun üstünlüğüyle ve devlet aklıyla merkez ülke konumunu güçlendirmesi gerektiğine inanıyoruz.
Çünkü Türkiye’nin kaderi başkalarının stratejilerinde kendisine yer aramak değil, kendi stratejisini üreten ve kendi hikâyesini yazan bir ülke olmaktır.
Bizim Hikâyemiz Türkiye’dir.
Ve Türkiye, kendisine biçilen rolü oynayan değil, oyunu kuran ülke olmalıdır.


