16 Ekim 2026, Cuma

25. Yılında AK Parti: Nasıl İktidarda Kalabiliyor?

Değerli dostlarım;

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı, partinin kuruluşunun 25. yılında yaptıklarını anlattı.

Bütün il ve ilçelerden gelen partililerin doldurduğu Merkez Ankara Millet Bahçesinde tam bir şölen vardı. Türkiye dışından bir başkası gelmiş ve dünkü şöleni seyretmiş ve AK Parti Genel Başkanını dinlemiş olsaydı emin olun ki “Galiba dünyanın en iyi ülkesini ve liderini dinledim’ derdi.

AK Parti Genel Başkanı: “Son 25 yılda birim ve kurumlara ; okul, üniversite; hastane, yol, köprü, hava alanı… gibi yatırımlar için trilyonlarca lira para harcadıklarını; ihracatın ne kadar artırdıklarını, Türkiye’yi Avrupa’daki  ekonomisi en iyi altıncı ülke konumuna getirdiklerini… “ anlattı ve Silah sanayiinde ne kadar iyi işler başardıklarından bahsederken slaytlarla  tanklarımızı, uçağımızı, gemilerimizi gösterdi; Ülkede özgürlük ortamını sağladıklarını, başörtüsü yasağını kaldırdıklarını; ‘Terörsüz Türkiye’ çalışmalarıyla 40 yıllık PKK  belasından artık kurtulma aşamasına  geldiğimizi; FETÖ terör örgütünün 1960’lı yıllardan başlayarak ülkenin damarlarına kadar sirayet etiğini;1980 darbesinin ve 1997 muhtırasına rağmen bunun temizlenmediğini, ancak kendilerinin bunu temizlediklerini; dış politikada artık sözü dinlenen ülke konumuna geldiklerin; milletin isteklerini yerine  getirdiklerini daha işlerinin bitmediğini 2053 ve 2071 projelerinin olduğunu; Allah izin verirse ömrünün sonuna kadar millete hizmet etmeye devam edeceğini” ifade etti, milletimiz de bunu dinledi.

Voltaire diyor ki, “Politika, prensipleri olmayan adamların hafızası olmayan insanları yönettiği bir sanattır.”

AK Parti Genel Başkanı gerçekten hafızası olmayan insanları ne güzel yönettiğini ortaya koydu. Günün ve dönemin özelliğine göre nerede ne söylenmesi gerekirse onu söylemekten ve uygulamaya koymaktan çekinmedi.

Ancak;

AKP Genel Başkanının çizdiği bu pembe tablo gerçekten öyle miydi?

AK Parti iktidarının ilk on yılını başarılı bulduğumu, bu tarihten ve özellikle Tek adam yönetim sisteminin gelmesinden sonrası için ise her şeyin bir daha düşünülmesi gerektiğin belirtmek isterim.

Şimdi bazı şeyleri hatırlatmak gerekecektir.

Son 25 yılda harcadığınız trilyonları anlatırken ne kadar vergi topladığınızı neden açıklamadınız?

İhracatımız arttı ama ithalatımız ne kadar oldu? Bundan hiç söz etmediniz, keşke bunu da söyleseydiniz.

Yaptırdığınızı söylediğiniz köprü, yol, hava limanı, hastaneler için milletimizi kaç yıllığına ne kadar borçlandırdığınızı da bir zahmet millete açıklasanız da millet de neyin ne olduğunu bilseydi daha iyi olmaz mıydı?

Göreve geldiğinizde dönemde dolar ne kadardı şimdi ne kadar olmuş?

Akaryakıt fiyatları yüzde kaç yüz kat artmış?

İşsizlik oranımız ne kadar?

Özellikle gıda enflasyonunda dünyanın en fazla gıda enflasyonu olan ülkenin Türkiye olduğunu da açıklıkla ifade edebilseydiniz.

2003 yılında iktidarı aldığınızda enflasyon yüzde kaçtı şimdi yüzde 30 civarında değil mi? Bildiğimiz kadarıyla beş büyük Avrupa ülkesinin toplam enflasyon oranından daha yüksek değil mi?

Gibi birçok olumsuzu sayabiliriz.

Motorin fiyatlarımız dört yıldır savaş halinde olan Ukrayna ve Rusya’nın çok çok üzerinde.

Asgari ücretin 28.075TL, en düşük emekli maaşının 20 Bin lira olan bir ülkede hangi pembe tabloyu çizseniz  çiziniz milletin yaşadığı ile sizin pembe tablonuzun örtüşmediği ortadadır.

Ancak;

Ülkede iyi işlerin yanında birçok olumsuzlukların da olmasına karşılık AK Parti neden 25 yıldır iktidarda?

Önce AK Parti incelemeli ve hatalarını düzeltmeli, sonra da muhalefet iyi bir değerlendirme yaparak AK Partiye karşı siyasal çözüm üretmelidir.

Muhalefetin bunu anlaması ve ona göre siyaset üretmesi gerekir ki maalesef muhalefet bunu yapamamaktadır.

Bence birinci sorun buradadır.

AK Parti kurulduğu günkü hedefleri ve planlarından sapmadan yol alıyor dersek bunda da yanılmış oluruz.

AK Parti değişmedi. Değişen ve etrafını değiştiren en önemli şahsiyet Erdoğan’dır. Bu partiyi kuranlardan en önemli dört kişiden üçü şu anda AK Partide değil ve zaman zaman muhalefetten daha muhalif durumdalar.

Bir önceki Cumhurbaşkanı ve Başbakan Abdullah Gül, partide değil, hatta bir önceki dönemde neredeyse Millet ittifakının Cumhurbaşkanı olacaktı ama son anda vazgeçirildi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, partiden dışlandı, zaman zaman en ağır eleştirileri de o yapıyor.

Ali Babacan Hazine ve Maliyeden sorumluydu, ayrıldı ve muhalif parti kurdu.

Ahmet Davutoğlu, bir zaman AK Parti’de Dışişleri Bakanı ve Başbakandı ayrıldı ve muhalefet saflarında yer aldı, sonra da siyaseti bıraktı.

25 Yıl önceki Erdoğan ile bugünkü Erdoğan arasında dünyalar kadar fark var. Geçmişte muhalifler ve dış dünyü ile sert kavgalar ederken bugün şimdi Batı ile kavga etmeden, ama Devletin gücünü kullanarak içerideki muhaliflerini ya parçalamakta ya da sindirmektedir.

Geriye dönüp bakmak gerek; AKP’nin en muhalifleri kimdi dersek MHP, Hür Parti ve Demokrat ve HDP değil miydi?

Hür Parti’yi kendi elemanlarına kapattırarak Başkanı Numan Kurtulmuşu en sadık adamı haline getirip Meclis Başkanı yaptı.

Demokrat Parti’den Süleyman Soylu’yu yanına aldı ve (7) yıl içişleri Bakanı yaparak ödüllendirdi. Şimdi kendine en sadık bir eleman yapmadı mı?

2011’de Erzurum Meydanından AK Parti’ye ip atarak APO’nun asılmasını isteyen MHP liderini 2016’dan sonra nasıl yanına aldığını hiç anlatmaya gerek yok. Adam 40 yıllık ülkücü liderliğini bir kenara koyarak Erdoğan’ın ve Apo’nun savunuculuğuna soyunmadı mı?

Hulki Cevizoğlu gibi birçok muhalifi yanına çekerek GEREKTİĞİNDE KEMALİSTLERLE DE ANLAŞABİLECEĞİNİ GÖSTERMEDİ Mİ? Onları susturmadı mı?

PKK’nın ileri gelenleri ile Oslo’da görüşmeler yaparken bunu inkar ederek ‘Eğer biz iktidardan gidersek Millet ittifakı gelip APO’yu serbest bırakacak tezini millete anlatarak; Sahte videolar ve mühürsüz oylarla referandum ve seçim kazanmadı mı?

Peki muhalefet ne yaptı? Sadece aciz aldı.

Son seçimlerde AK Parti Milletvekili sayısı 363 iken şu anda bu sayı 280’e nasıl çıktı? Partisinde istifa edenlerin parti değiştirmesine karşı çıkarken bunları kendi partisine katarken dediklerini unutmadı mı?

Bu dönemde kaç Belediye başkanı partisinden istifa ederek AK Parti’ye katıldı?

Bu milletvekilleri ve belediye başkanları neden partilerine ihanet ederek AK Parti’ye katıldılar?

Bir-iki gün önce Meclis Kürsüsünden Ak partinin hırsızlıklarını anlatan İYİ parti Aydın Milletvekiline bir gün sonra sahnede nasıl rozet takabildi?

AK Parti 2003 yılında iktidara geldiğinde liberal bir ekonomi programı uyguladı, sosyal politikalara yer verdi, OHAL’ı kaldırdı, Leyla Zana’yı hapisten çıkardı, zinanın suç olmaktan çıkarılmasında etkin rol oynadı, (Henüz iktidar olmamışken) cemaatlerle iyi ilişkiler kurdu, batı ile iyi geçindi. Bu süreçte Ergenekon davaları ile uğraştı. Ergenekon davaları ile Türk Ordusu mensupları içeri atılırken ‘Bu davaların savcısı benim’ Demedi mi? Demedi mi?

17-25 Aralık 2013’te 4 Bakan’ın karıştığı rüşvet ve yolsuzluk iddiaları sonrası onları harcamadı ama giderek sertleşmeye başladı. Bu dönemde yürütülen Çözüm Süreci başarısızlıkla sonuçlanınca Erdoğan’ın fikri de zikri de değişmiş oldu. 

Erdoğan, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra gücü eline MHP’yi ve Devlet Bahçeli’yi de yanına alarak içeride ve dışarıda sertleşerek demokrat kimliğinden uzaklaştı, sert ve otoriten bir kimliğe büründü.

Anayasa değişikliğinden sonra getirilen Tek adam rejimi dediğimiz sistemi de eline geçirince artık AK Parti değil, Erdoğan öndeydi.

2023’den sonra ise başka bir AK Parti vardı ortada Batı ile bozulan ilişkilerini düzeltmeye çalışırken özellikle ABD Başkanı ile olan ilişkilerinden aldığı güçle içeride daha da otoriterleşen bir Erdoğan ortaya çıktı.

“Anayasa Mahkemesini tanımıyorum ve kararlarına da uymuyorum” diyen Erdoğan AHİM kararlarına da uymayan bir lider konumuna geldi. TBMM ise Erdoğan tarafından hazırlanan/hazırlatılan bütün kararları çoğunlukla onaylama, muhalefetin bütün önergelerini reddetme görevini üstlendi.

Geçmişe dönüp baktığımızda 2007’deki e muhtıra; 2008’deki AK Partiye kapatma davası; 2010-2013 arasında sürdürülen Ergenekon davaları, 17-25 Aralık dört bakanın katıldığı rüşvet olayları, Gezi olayları, çözüm süreci ve hendek çatışmaları, İŞİD’in yaptığı katliamlar ve 15 Temmuz Darbe girişimi gibi sebepler Erdoğan için unutulmaz olaylardı.

Bütün bu radikal kararları alabilen bir lider iktidarda kalabilmek için değişimi kendisinde bulmuş, kendisi değişirken rakiplerini de değiştirerek kendini korumasını bilmiştir.

Eğer Erdoğan‘ı tanımlayacak olursak hem kendisini değiştiren hem rakiplerini dönüştüren bir lider olarak tanımlayabiliriz. Erdoğan hedefe varmak için her şeyi yapabilecek bir ruh yapısıyla hem kendini inkar edecek kadar değişebiliyor hem de rakiplerini değiştirmesini biliyor.

Yani 25 yılda sadece AK Parti değişmedi; onun çekim alanına giren CHP yargı sopasıyla ikiye ayrıldı; MHP özelliğini ve ülküsünü kaybetmiş kendi evlatlarını yiyen bir partiye dönüşmüş; Gelecek Partisi kapanmış, HDP kapatma davası Anayasa Mahkemesinde bekliyor; Deva Partisi nereye yaslanacağını bilmiyor, Şimdi yeni bir destek bulmak için DEM Partisini değiştirmeye ve yanına çekmeye çalışmıyor mu?

AK Parti’nin uzun iktidarının sırrı belki de yalnızca değişen şartlara uyum sağlaması değil, şartları ve rakiplerini de kendisine göre değiştirebilmesiydi.

Parti artık Ak Parti değil, Erdoğan’ın partisiydi. Erdoğan istediği ve lüzum gördüğü anda kendi pozisyonunu da değiştirebilmesi onu bugünlere getirmiştir.

Erdoğan’ın bu tutumu başarı mıdır? Evet başarıdır.

Yapılanlar doğru mudur? Bu siyasete bakış açınıza bağlıdır.

Erdoğan’ın yarın ne yapacağını tahmin eden var mı?

Bana göre yoktur. Bugün söylediğinin yarın tersine yapabilen birisi her zaman sürpriz YAPABİLİR.

MUHALEFETİN ERDOĞAN’LA BAŞETMESİ ZORDUR ZORDUR ZOR.

Köşe Yazıları

tümü

Gündem