29 Ekim 2026, Perşembe

Ahmet Turan Alkan’a rahmetle… Kavga etmeyen birini yenemezsiniz

Dün ani bir mesajla vefat haberi düştü telefonumun ekranına. Nerdeyse 10 yıldır tek bir kelime konuşmadığım, bir kez bile karşılaşmadığım Ahmet Turan Alkan hocanın ölüm haberiydi. Sarsıldım. Gözlerimden damlalar döküldü. Bir gün oturup bir bardak çay eşliğinde muhabbet etme ihtimali hep cebimde duran bir bilet gibiydi. Ve bu, kullanım süresi dolmayacak bir biletti sanki. Sanki bir söz vardı da tutulacaktı. O nedenle ısrarcı olmadım. Sordum soruşturdum hep, ‘Bursa’da yaşadığı, evindeki marangoz atölyesinde vakit geçirdiği ve kimseyle görüşmediği’ anlatılıyordu. En çok Mümtaz’er Türköne hocaya sordum sanırım. Ama cebimdeki bilet süreliymiş. Hayatın faniliği ve yarının yokluğu. ATA hoca gidince bir kez daha anladım.

Ahmet Turan Alkan yani kendi imzasıyla ATA, güzel vedayı hak eden insanların başında geliyor. Nahif ve gülümseyen yüzüyle, nükteleriyle, muzipliği, nezaketiyle… Mümtaz’er Hocanın yani 40 yıllık ahbabının Medyascope’taki onu anlatan yazısını okuyunca ATA hocayı iyi tanımış olduğumu da anladım.

En son Nisan 2016’da bir telefon görüşmesi yapmıştık. Candan ve iltifatkar üslubuyla, nezaketiyle konuşmuştu her zamanki gibi. Sonrası malum süreçler… Duvarların arkasında geçen 22 aydan sonra Bursa’da münzevi hayatı seçmiş.

O kalın duvarlardan sonra daha kalın ve daha yüksek olan, sosyal hayatta konulan duvarlar… O zamanın sonrasını tecrübe ederken çok zorlandık bu topraklarda. Kimimiz enkazın üstünde yeniden bir hayat inşa etmeye çabaladı. Kimimiz köşesine çekildi. Ama nihayetinde herkes kendi yalnızlığına çekildi.

O kırılmanın, yıkımın sonrası vardı ve hayat devam ediyordu. Ama artık çok kimse ile o duvarı aşıp görüş/e/medik. Örülen duvarlara ek, Ahmet Turan Alkan hocanın küskünlük duvarı oldu. Arasam sorsam beni kırmazdı. Yine candan karşılık verirdi. Biliyorum. Ama ben de onu rahatsız etmek istemedim. Küskünlüğü, kırgınlığı onu dokunulmaz kılıyordu.

 Ama hep şunu düşünüyordum; bir gün İstanbul’dan çıkıp Bursa’ya gideceğim, oturup çay içeceğiz, gülümseyerek muhabbet edeceğiz… Hiçbir şey olmamış gibi. Ama zaman dediğimiz şey sınırlı. Ani bir vefat, yarına dair tüm biletleri yakıyor. Artık bende sonsuz yolculuğu için dualık hatırı var.

Dücane Cündioğlu demişti; öleni nasıl andığınız sizin kendinizle alakalı bir durum.

Ahmet Turan Alkan’ın ardından kötü bir şeyler söyleyebilmek için gerçekten kötü olmak gerekiyor sanırım. Yanında durduklarının iç yüzünü fark edemedi. Kaçarken bıraktıkları toz bulutlarını, hapishane duvarının üstünden anca görebildi. Ve bir özrü vardıysa diledi. Sözünü söyledi ve çekildi. O, kimseyle kavga etmeyi seçmedi.  Sizle kavga etmeyen birini yenemezsiniz.

Şimdi bir küskünlüğü aklımda kaldı bir de erken göçmüşlüğü. Bir de cebimde yanmış bilet. Erken uğurladıklarımızın hem eksiği hem yaralısıyız.

Allah gani gani rahmet eylesin.

Köşe Yazıları

tümü

Gündem