29 Ekim 2026, Perşembe

Ayşe Tokyaz cinayeti, kadınların ‘hukuki kan davası’

Üniversite öğrencisi 22 yaşındaki Ayşe Tokyaz’ın cesedi, 14 Temmuz günü yol kenarında bir valiz içinde bulundu. Oysa Ayşe’nin ikiz kardeşi yine onun gibi İstanbul’da okuyan Esra onu üç gün boyunca sokak sokak aramıştı. İki ayrı polis karakoluna gitmiş ancak beklediği güvenlik yardımını bulamamıştı. “Kardeşime ulaşamıyorum, hayatı tehlikede” diye yalvardığı karakolda azar yemiş, psikolojik baskıya uğramıştı.

Suç sabıkası kabarık olan ve 2024’te polislikten atılan katil Cemil Koç(38), Esra’ya  önce ‘Kardeşin Bahçelievler’de” demiş onu sokak sokak dolaştırmıştı. Sonra yine arayıp “Kardeşin adli tıpta” demişti. Esra, İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun kapısına dayanıp kardeşine ulaşmaya çalışmıştı. O kadar çaresizdi ki başını adli tıp binasının duvarlarına vurmuştu. Oradaki görevliler de “kamu malına zarar veriyorsun” şeklinde tepki göstermişlerdi. Bunların hepsini Esra anlatıyor. Dinlerken kanınız donuyor.

Esra, en sonunda anne karnında beraber büyüdüğü, İstanbul’a beraber geldiği 22 yıllık can yoldaşının parçalanmış cesedine adli tıp kurumunun morgunda ulaşabilmişti.

Esra açısında olay bu derece vahimken daha da vahimi ise katil Cemil Koç’un 2023 yılında ‘Ece’ isimli eski sevgilinin ölümünden sorumlu tutulduğu halde serbest bırakılmasıydı. Savcılık, Ece’nin 2023’te Diyarbakır’da birlikte yaşadığı Cemil Koç tarafından evin penceresinden atılarak öldürüldüğü iddiasını 10 gün önce iddianameye dönüştürmüştü. Ancak Cemil Koç hakkında tutuklama kararı verilmemişti.  

Eğer 10 gün önce iddianame yazıldığı zaman bile katil Cemil Koç hakkında tutuklama kararı çıksa Ayşe bugün yaşıyor olacaktı.

Ve biz Ayşe’nin katilinin o tanıdık pişkin savunmasını okumuyor olacaktık. Ayşe’yi esir alıp günlerce kardeşi Esra’yla da kedinin fareyle oynadığı gibi oynayan katil zanlısı Cemil Koç,   “Ayşe, uyuşturucunun etkisiyle dubleks evimin merdivenlerinin dar olması sebebiyle düşerek, kafasını çarptı, hareketsiz bir şekilde yerde yattığını görünce öldüğünü fark ettim. Paniğe kapıldım, yardım için arkadaşlarımı aradım. Arkadaşımı, sitenin çevresinde bir yerden alarak, beraber eve geldik. Maktulü valize kendim koydum” diyor. Parçaladığı, kafasını tanınmayacak şekilde ezip cesedini valizle attığı maktul genç kadının ardından…

Aslında bu duyduğumuz savunma onun değil Ayşe’yi koruyamayan, Esra’yı dinlemeyen makine gibi duyarsız “erkek güvenlik/yargı” düzeninin sesi.

Burada görmemiz gereken kadınların hangi görüşten olursa olsun el ele tutuşması ve birlik olması gerekliliği. Sadece Ayşe Tokyaz’ın vahşice, canice öldürülmesi değil ikiz kardeşinin onu ararken başına gelenler de bu korkunçluğu, kadınların yaşam hakkına yönelik tehdidin boyutlarını gözler önüne seriyor.

Sadece bir kadının bu şekilde katledilmesi de (mecazi)kan davası gütmeye yeter ama olay bundan ibaret değil.

Bu ülkede doğmuş ve doğacak tüm kız çocuklarının yaşam hakkını, güvenliğini sağlamak için polisin, yargının ve toplumun karşısında kadınlar sımsıkı ve güçlü bir şekilde kenetlenmeli. Polis, emniyet, yargı, savcı, hakim, medya ve toplum muhtemel bir kadın katilinin karşısında en büyük dikkati, özeni gösterecek konuma getirmeli. Çünkü ölen bir kadın değil sadece, kız kardeşinin onu ararken, korumak isterken kocaman dişliler karşısında nasıl da yalnız ve çaresiz kalışı ders olmalı kadınlara…

Biz kadınlar da Ayşe’nin, kız kardeşi Esra’nın sesini duyamadık. Esra, İstanbul’un göbeğinde bir ilçede günlerce sokak sokak kız kardeşini aradı ama biz onu göremedik.

Başka Ayşeler başka Esralar bunları yaşamasın, kız çocuklarımız bugün ve gelecekte güvende olsun diye… Bu dava kadınların hukuken ‘kan davası’ olmalı… Ayşe Tokyaz cinayeti kadınların şahsi meselesi. Bu meseleye sahip çıkmalı…

Köşe Yazıları

tümü

Gündem