28 Ekim 2026, Çarşamba

Eylül ve Ülkücüler(1)

12 Eylül 1980 günü gerçekleştirilen Askeri darbe ile ilgili bu güne kadar ve her yıl olduğu gibi, 46 yıl boyunca çok şey söylendi. Bunlar arasında 12 Eylül öncesinde aynı şehirde mahallelerin sağcı-solcu, alevi-sunni diye bölündüğü, insanların akrabasını ziyaret için bile olsa diğer mahalleye giderken korktuğu, gecelerin silah seslerinin eksik olmadığı, gece veya gündüz silahlı çatışmaların aynı silahla, hatta aynı gün içinde bir solcu bir sağcı gencin öldürüldüğü ve bu durumun sıradanlaştığı günlerdi.

Sağdan-soldan aynı vatan Türkiye’yi kurtarmak! adına binlerce insanımızın genç yaşta öldüğü kasvetli ve karanlık günlerdi.

Hükümet, devlet ve kurumları aciz kalmış, sokaklarda ve meydanlarda asayişi sağlayamıyor ve toplumu sakinleştiremiyordu.

Ben, 12 Eylül‘e doğru olan süreçte askeri öğrenciydim. Genelkurmaydan gelen Kurmay subayların verdikleri konferanslarda, ülkenin anarşik durumunu eleştirdiklerini, sağ, sol ve irticai siyasi ve sosyal dinamikleri “iç tehdit unsurları” olarak değerlendirdiklerini, Türk milletinin asker-millet olduğunu, milletin kodlarına ve sosyolojisine demokrasinin uygun olmadığını… söylediklerini hatırlıyorum.

….

O günlerde sabah uyanıp Ankara’ya baktığımızda, orta çukur bölgesini kirli ve dumanlı havanın kapladığını, Keçiören ve Çankaya gibi yüksek bölgelerin ancak görünebildiği görüyor, gazetelerden hava kirliliğinden toplu ölümler olabileceğini okuyorduk.

O gün sabah Ankara pırıl pırıldı ve Ankara’nın orta çukur bölgeleri de gözle görülebiliyordu. Belki bu alışkın olmadığımız temiz hava ve pırıl pırıl Ankara görüntüsü, biraz sonra çarşı iznine çıkmaya hazırlandığımız için bize huzur vermişti. Bu duygular içinde çarşı iznine çıkmaya hazırlanırken, izinlerin iptal edildiğini, çünkü TSK’nin bir darbe yaptığını öğrenmiş olduk.

O gün anarşi ve terör bıçak gibi kesilmişti, her gün 5-10 kişinin öldüğü günler bitmişti, halk son derece memnundu. Kenan Paşa bizim komutanımızdı, başarılı “bayrak”(darbe) harekatında hiç bir görev almamış ve askeriyenin en alt kademesinde olsak bile, bu durumdan bizde kendi kendimize bir başarı payı veriyorduk. Öyle ya sırası ve zamanı gelince bizde “rol model” Kenan paşa ve arkadaşları gibi “bir hareket yapacak ve vatanı kurtaracaktık”

Dünyada ve özellikle Amerika’da Türkiye’deki darbenin nasıl karşılandığı konusunda haber yapan gazetelerden, bir tiyatroda oyun seyreden ABD başkanına danışmanları, 12 Eylül darbesi için “bizim çocuklar Türkiye’de başardı” müjdesini verdiğini, Başkanın da memnuniyetini ifade ettiğini okuyorduk.

…

Darbeyi yapan Kenan paşa ve arkadaşları, şehir şehir geziyor mitingler yapıyorlar ve her yerde alkışlanıyorlardı. Kimi vatansever çevreler ve kamuoyu tarafından darbe yapmakta geciktikleri için de eleştiriliyorlardı. Kenan Paşanın o meşhur cevabı hala hafızalarda duruyor. “ortamın olgunlaşmasını bekledik” diyordu. Siyasetçileri suçluyordu. “Cumhurbaşkanı seçemediler”, “Tencereyi pislettiler” diyordu. Burada tencereden kasıt demokrasiyi işletemediler, devleti idare edemediler gibi

anlamlandırılıyordu. Vatandaş hak veriyordu. Öyle ya arkası gelmeyen Cumhurbaşkanlığı oylama turlarında tercih kağıtlarına Bülent Ersoy yazan millet vekilleri bile vardı.

….

Kenan Paşa idareyi ele geçirdikten sonra, uluslararası ilişkilerde yaptığı ilk işlerden, sivil iktidarların Yunanistan’ın NATO’ya dönüşüne onay vermeyen tutumlarının tersine, “NATO’nun ala menfaatleri” için onay verdiğini söylüyordu.

Askeri idare, kısa zamanda yeni anayasa yaptırdı, Kenan paşa kendisinin Cumhurbaşkanlığı ile birlikte yeni Anayasa oylamasını 1982 yılında halkın %92 evet oyuyla kabul ettirdi. Az da olsa sandıklardan hayır oyu çıkan bazı bölgelerin insanlarının ekonomik ve sosyal olarak, bölgedeki devlet kurumları tarafından cezalandırıldığını duyduk.

Ülkenin meşhur gazetecileri Kenan Paşa ile “alayı vela” ile röportajlar yapıyor, kimi gazeteciler onu 2’nci Atatürk olarak nitelendiriyordu. O da 2’nci Atatürk olduğuna kendini inandırmış olmalı ki, hastanede yapılan muayenelerinde kendisine, “hastalığın yok sağlamsın” diyen doktorlara “sirozda mı yok” diye sitemli cevaplar veriyordu.

….

Evran Paşa, 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamaları için çeşitli ülkelerden gelen çocuklara yaptığı konuşmalarda “sırası gelince sizde ülke yönetimlerine(bizim gibi) el koyacaksınız” diyebiliyordu.

……

Mezun olup kıtalara gitmiştik, memleketin ücra köşelerinde bile olsak, dışardaki ülkücü camianın çıkardığı “sözcü ve Yeni düşünce” mecmualarından MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasını takip ediyor, mahkemelerde kimin ne ifadeler verdiğini okuyorduk

İlerleyen yıllarda, hapse atılan Demirel, Ecevit, Erbakan gibi siyasi liderler çıkmış ancak Türkeş hapiste tutulmaya devam ediliyordu.

…

Türkeş’in devre arkadaşı Kenan Evren’e hapishaneden yazdığı mektuplarında ve mahkeme duruşmalarında verdiği ifadelerde, Özal’ın başbakanlığını ve özellikle Türk cumhuriyetleri ile başlatılan yakınlaşma politikalarını kastederek, “biz hapisteyiz ama fikirlerimiz iktidarda” dediğini yine basından okuyorduk.

….

Başbakan ÖZAL’ın, ABD’ye yapacağı ziyarete giderken verdiği demeçte, “Türkeş dışında hapiste lider kalmadı” diye sitemli bir ifadesini duyuyor, sanki Türkeş’in hapisten çıkarılması için ABD(başkanın)’den yardım isteyeceği intibaını alıyor ve bu duruma içten içe seviniyorduk.

….

Aslında ben, 80’li yıllara doğru anarşi ve terör durumunu, 12 askeri darbesini, hapishanelerde yapılanişkenceleri, yargılamalar ve sonraki dönemlerden Ülkücülerin durumunu ve çıkarmaları gereken dersleri, bu kapsamda temel haklar ve insan hakları konusunda verdikleri izlenimleri konu edinen biryazı yazmaya niyetlenmiştim. Ancak bu 12 Eylül 1980 dönemine ait hatıralar ve anekdotlara kendimi

kaptırdım. Hafızamda canlı duran hatıralar kaleme geldi. Böyle olunca niyetlendiğim “ülkücüler ve insan hakları” konusu devam edecek olan bölümlere kalmış oldu.

Köşe Yazıları

tümü

Gündem