Değerli dostlarım;
Mevsimlerin insan yaşamını doğrudan etkilediğini insanlar yaşayarak öğrenirler. Yazın sıcak oluşundan, kışın soğuğundan zaman zaman şikayet ederiz.
Ancak bazen mevsim geçişleri bizi yanıltır. Yazın beklediğimiz sıcaklar fazla, kışın soğuklar artınca insanoğlu tabiatı gereği bunlardan şikayet etmeyi de bırakmaz.
Nihayet kışın en önemli varsayılan özelliği olan kar yağışı ülkemizin birçok yöresinde yağmaya başladı. Kar yağdı kış geldi denir.
Kar, zenginler ve çocuklar için bir keyif alma, kayak kayma ve hatıralar biriktirmesi ise de yoksullar için zorlukları daha da zor hale getirme sebebidir. Daha çok yakacak, daha fazla giyinme, eğer köyde yaşıyor isek hayvanlara yem bulma sorunlarını artırmaktadır.
Kar, toprağın suya doyduğu, göllerin ve barajların kurumaktan kurtulduğu suyun anasıdır kar. Kar aynı zamanda berekettir. Toprağın, gözelerin , göllerin, nehir yataklarının suya doymasıdır bereket.
Öyle bir nimettir ki kar fazla yağarsa uğraştırır, yağmasa yağsın diye dua ettirir insanı.
Kültürümüze, türkülerimize işlemiştir kar:
“Kar yağar bardan bardan;
Yollar kapandı kardan.
Ne gelen var ne giden,
Haber gelmedi yardan.”
diye yaşantımıza konu olmuştur kar.
Ortaokul yıllarımızı hatırlıyorum. Köyden kasabaya Ortaokula giderken o kadar çok kar yağardı ki belimize kadar kar’a bata çıka yürür, İspir’e ulaştığımızda sobanın yanına yaklaşarak ıslanan çoraplarımızı ve elbiselerimizi kurutmaya çalışırdık. Bizi gören öğretmenlerimiz de ısınmamız için bize yardım eder, üstü başı ıslanmış olanlarımızı sobanın yanına oturtarak yardımcı olurlardı.
Kar bizim hayatımızın ayrılmaz bir parçasıydı, Kar topu oynamak, kardan adam yapmak, kızak binmek, bacalarımızda biriken kar yığınlarını küreklerle aşağı atarak evlerimizin veya ahırlarımızın damlarının çökmesini önlemeye çalışmak rütin günlük işlerdi. Bazen o kadar çok kar yağardı ki köyler arasında ulaşım günlerce kesilir ve adeta köyden çıkamaz hale gelirdik. Bazen de hayvanlarımızı su içmeye götürebilmek için kar tuneli bile açtığımız olmuştur.
Uzun kış geceleri büyüklerimizin kar ve kurt hikayelerini dinler, odun sobasında patates fırınlar, mısır patlatarak gecelerimizin tadını çıkarırdık.
Evimizin penceresinden bazen karın lapa lapa yağışını, bazen de köyün içlerine kadar gelen kurt sürülerinin köpekleri nasıl avlamaya çalıştıklarına tanıklık ederdik. Kurtlar yaradılışları gereği çok zeki hayvanlardı. Önce yolun iki tarafına siner, en zayıflarını köpeğin üzerine gönderir, köpek gözüne kestirdiği kurt’u kovalarken diğerleri arkadan köpeği kovalarken kaçan öndeki kurt geri döner ve köpek bu defa ortada kalırdı. Tam bir taktik savaşı. Bu savaş kurt kapanı olarak Türkler tarafından savaşlarda birçok kez kullanılmış ve başarılı olduğunu kitaplardan da okumuştuk.
Kar bizim için hem zorluklarla mücadele etme, hem de eğlence demekti.


