KHK’lı Bir Albay Olarak İbrahim Kalın’ın Vizyonunu Paylaşıyorum.
İstanbul’da 28 Mart 2026 tarihinde Uluslararası Stratejik iletişim zirvesi düzenlendi. Zirvede bir konuşma yapan MİT Başkanı sayın Prof.Dr. İbrahim Kalın’ın youtube kanallarına düşen konuşmasını izledim. Sayın İbrahim Kalın,konuşmasının ilk bölümünde ülkemiz ve bölgemizle ilgili ABD-İsrail ikilisinin İran’la olan savaşını, bölgede mevcut ve olası siyasi ve askeri gelişmeleri, bölgedeki halklar arasında barışın ve birlikte hareket etmenin önemi hakkında değerlendirmelerde bulunmaktadır. Devamında ise batınıninsan oğlunun tabi halini koruyarak gelişimini ve ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığını bu durumun geri planındaki felsefi çıkmazlara işaret etmektedir. Sonra, güç bilgi, hikaye(anlatım)kavramlarının bizce ve ilahi mesajlara dayalı tahlillerini, batı ve biz diye karşılaştırmalı olarak yapmaktadır.
Konuşmasının sonlarına doğru, “Biz kendi hikayemizi anlatmak için, kendi kavram setimizi kendi kelime dünyamızı yeniden keşfetmek ve inşa etmek zorundayız. Bunu da bilginin doğru tanımı hakikatin doğru tasviri anlatımın doğru temeller üzerine inşa edilmesiyle mümkün olduğunu ifade etmeliyiz. Tamda bu noktada, biz karanlık aydınlanmanın bütün saldırılarına, kapitalist tüketim modellerine ve teşhir kültürünün bütün saptırmalarına rağmen ve onlara karşı aklımızı ve kalbimizi koruma ve özgürleştirmeye devam edeceğiz.
Donukluğa karşı içtihadı,
İfsada karşı ıslahı,
Duraklamaya karşı tecdidi,
Dağılmaya karşı tevhidi,
Statükoculuğa karşı yenilikçi geleneği,
Atalete karşı devrimci değerleri öne çıkartarak, kendimizeyeniden anlatı yeni bir gelecek inşa etmeliyiz. Düşman yaratma oyunlarına her an karşı teyakkuzda olacağız, onların oyunlarını boşa çıkaracağız” diyerek, nitelikli bir edebiyatçı ve felsefeci kişiliği ile birlikte ülkemizin güvenlikve ilerleme yolundaki ilkelerini ifade etmektedir.
Konuşmasını, “Türkiye olarak biz bilgiyi hakikatten, hakikati varlıktan, gücü hak ve adaletten, hikayeyi ve anlatıyı anlam ve istikametten ayırmadan yolumuza devam edeceğiz. Temel çabamız, gayretimiz hikayeyi evrensel bir dille anlatmak ama hikayemizin sadece şu grubun, bu hizbin, bu bölgenin, bu şehrin değil, bütün coğrafyamızınbütün insanlığın da bir hikayesi olduğunu fark ederek kavrayarak bize kulak vermeye gönlü olan, aklı olan, kulağı olan herkesle paylaşmak olacaktır. Biz hikayemizi inşa edeceğiz anlatacağız paylaşacağız ki başkalarının hikayeleri ile bizim hikayemizde zenginleşsin” diyerek bitirmektedir.
Sayın İbrahim Kalın’ın konuşmasına, ülkemiz ve kültür coğrafyamız adına idealize edilmiş bir vizyon söylemidenilebilir. Ayrıca, tarihi tecrübelerimize ve birikimlerimizden kopmadan ve geçmişten geleceğe bütünleşen bir gelecek tahayyülü. Hak ve hakikat yolunda Milletimizin kardeş halklarla birlikte hasret duyduğu dünyada yeniden bir medeniyet kurma iddiasının veciz ifadesidir.
Ancak, sayın İbrahim Kalın’ın milletimiz ve kardeş halklar için idealize ettiği hedef ve vizyon tahayyülüyle işaret ettiği yeri ile ülkemizin ve kardeş ülkelerin hiçte iç açıcı olmayan bugünkü mevcut durumu arasındaki mesafenin bir hayli fazlaolması dikkat çekmektedir. Sayın İbrahim Kalının bu durumun farkında olmaması da mümkün değildir. Bu mesafe nasıl kapatılacaktır? Sorusuna verilecek cevap nedir? nasıl olacaktır?. Elbette devletimizin en önemli kurumlarından olan MİT’in yani stratejik olduğu kadar gizemi de olan bu kurumun başkanında, bu soruların cevabı da olmalıdır ve açıklanması gerekir.
Bu kapsamda, son 30 yıl boyunca ABD öncülüğünde oluşturulan Uluslararası koalisyonun bir parçası olarak Ülkemiz Afganistan’dan başlamak üzere Irak, Libya ve Suriye’nin parçalanmasında kaos ve kargaşaya sürüklenmesinde aktif rol almıştır. Bu haliyle komşularımız ve İslam dünyasında güven kaybetmiş ve kredisini sıfırlamıştır. İsrail’in yaptığı Gazze ve Lübnan katliamlarına karşı yeterince sesini çıkaramayışı ve tüm bu süreçlerde İsrail’le ticaretin devam ettiğine dair söylentilerin devam etmesi iç kamuoyunda rahatsızlıklara yol açmıştır.
Ayrıca, ülke içinde tarihten gelen sosyal fay hatlarına ilaveten, bir süredir çok sert sosyal ve siyasi tartışmaların da halayaşanıyor olması, devlet ricalinin “iç cephenin güçlendirilmesi” gerektiği söylemleriyle ciddi çelişkiler deoluşturmaktadır. Ekonomi ve sosyal adalet gittikçe bozulmakta köklü ve önleyici tedbirler alınamamaktadır.
Çok büyük bir kısmıyla hala karanlıkta duran 15 Temmuz darbe teşebbüsü ve 20 Temmuz OHAL idaresi uygulamaları ile sonrasındaki gelişmeler maalesef hukuk eksenli yönetilme yerine, yargının yönetim tarafından kullanıldığı ve hukuk dışına çıkıldığı bir sürece dönüşmüştür. Bu sürecin sonucunda, devlet kurumlarından yüzbinlerce insan kanunsuz ve hukuksuz bir şekilde tasfiye edilmiş ve ağır cezalara çarptırılmıştır. Milyonlarca insan soruşturmalardan geçirilmiş, koskoca bir sosyolojiye terörist muamelesi yapılmıştır. Devlet tecrübesi de olan ve bu şekilde tasfiye edilen bu toplum kesimi, devletin 10 yıldır süren çok sert politikalarıyla küstürülmeye ve ötekileştirilmeye çalışılmış olsa da bu insanların devletine asi olmadığı ve bir türlü ötekileş-tirile-mediği de ortadadır. Bu ortada olan müsbet durumu hak, hukuk, adalet, millet ve devlet adına daha da müsbet yapmanın çok kolay olacağı da ortadadır. Yeter ki sayın MİT Başkanımız sayın İbrahim Kalın’ın niyet beyanının çokta geciktirilmeden Devlet anlayışında adalet, hak, hukuk olarak vücut bulması sağlanmış olsun.
Şahsen ben de bu sürecin bir mağduru olarak, 39 yıl devletime ve milletime şanla şerefle hizmet ettikten sonra 15 Temmuz fırtınası ve kaderin bir cilvesi ile KHK’lı bir albay olarak 10 yılı aşkın bir süredir haksız ve hukuksuz bir şekilde devlet,millet hatta sosyal hayatın dışına ötelenmiş durumdayım. Çocukluğumdan itibaren bir asker olarak 39 yıl uğruna gençliğimi ve ömrümü verdiğim devletim tarafından 55 yaşımda “terörist” yaftasıyla muamele görmüş ve halen öyle yaşıyor olsam da Sayın Kalın’ın konuşmasının sonunda “hikayemizin sadece şu grubun bu hizbin bu bölgenin bu şehrin değil, bütün coğrafyamızın bütün insanlığın da bir hikayesi olduğunu fark ederek kavrayarak bize kulak vermeye gönlü olan, aklı olan, kulağı olan herkesle paylaşmak olacaktır” şeklinde kapsayıcı ve birleştirici cümlesinin içinde kendime yer bulduğumu görüyor ve milletimin ve devletimin geleceği adına motive oluyorum.
KHK’lı bir albay olarak sayın İbrahim Kalın’ın mevcut durumun çok uzağında bile olsa, çizdiği Türkiye ve bögemizvizyonunu çok değerli bulduğumu ve paylaştığımı, bu vizyonun gerçekleştirilmesi için reel olarak yeniden canla başla koşturmaya hazır olduğumu ifade etmek istiyorum.


