29 Ekim 2026, Perşembe

Oğuz Murat Aci’nin eşinin yerinde biz olsaydık ne yapardık? Şükriye Aci gerçekten kocasını satan kadın mı?

Şükriye Aci’nin yerinde olsaydık biz ne yapardık? Herkes kendine bunu sorduğunda özellikle kadınlardan hiç beklemediğiniz cevaplar gelebilir. Erkekler ve erkek ailesi özelinde bu toplumdaki bencillik çok fazla. O nedenle etraflıca düşünmek gerek.

Ama önce ‘Oğuz Murat Aci olayı ne?’ kısaca hatırlayalım.

İstanbul Eyüpsultan’da 1 Mart 2024 günü seyir halindeki 3 ATV aracından biri arızalanması üzerine yol kenarına çekilmişti. Arızalı araç tamir edilmeye çalışılırken aynı yönde ilerleyen iki araçtan biri, buradaki 3 ATV’ye çarpmış, yaralanan 5 kişiden Oğuz Murat Aci hayatını kaybetmişti. Olayı daha da dramatik hale getiren ise çarpan gencin annesi tarafından olay yerinden kaçırılıp 30 yaşındaki Oğuz Murat Aci’nin de ölüme terkedilmesiydi.

Sosyetede tanınan Eylem Tok isimli kadın, 17 yaşındaki oğlu Timur Cihantimur’u saatler içinde önce Mısır’a oradan da ABD’ye kaçırmıştı. Genç adam ise kaza yerinde vefat etmişti.

Yaklaşık 15 ay önce gerçekleşen kazadan sonra o meşhur kaçma fotoğrafıyla hafızalara kazınan anne Eylem Tok ve oğlu Timur halen ABD’de tutuklu. İade işlemleri sürüyor. Olay yavaş yavaş unutulmaya yüz tutmuşken işte tam bu sırada dün ilginç bir gelişme oldu. Sosyal medya bir haberle salladı. Önce Aci ailesinin ‘maddi-manevi zararımız karşılandı, şikayetimizden vazgeçtik’ dediği haber oldu. Kısa süre sonra gerçek ortaya çıktı. Sadece eş Şükriye Aci şikayetini geri çekmişti. Hem de 100 milyon TL karşılığında. Şükriye Aci, miktarı yalanlamadı ve ‘Ben ve çocuğum hakkımız olanı aldık’ dedi.

Ve tartışma başladı. Hemen ‘çok acımasız, eşinin acısına saygı göstermeyen, para için çok şeyden vazgeçen zalim bir kadın’ imajı çizilmeye başlandı. Hatta öyle ki trollerden bazıları, Oğuz Murat Aci’yi ölüme terk eden Eylem Tok’tan yaptıkları yorumlar için özür dileyecek noktaya gelenler oldu.

Ama hakikat bu mu? Gerçekten Şükriye Aci, para alarak neyi kazandı neyi kaybetti? Türkiye koşullarını, bu ülkede kadınların koşullarını ve yargının durumunu düşünelim…

Öncelikle şu net ki Şükriye Aci, ‘eşim ölsün de para alayım, hayatımı yaşayayım’ diye evlenmedi. Aile fotoğraflarına baktığımızda iki güzel genç ve çocukları olan mutlu bir aile tablosu var. Ölene kadar sürecek bir mutluluk belki. Ama bir gün acımasızca, beklenmedik bir şekilde eş ölüyor. Geride bir çocukla yalnız kalan bir kadın. Ve asla geri gelmeyecek o güzel evliliğin, sevdiği adamın acısı…

“Ona verdiğimiz villa…”

Şimdi artık dünyada olmayan bir eş… Ama eşinin ailesine bağımlı yaşamak zorunda kalan bir kadın. Çocuğuyla beraber eşinin ailesinin evinde, onların himayesinde yaşıyor.

Zaten Şükriye Aci’nin haberi çıktığında Oğuz Murat Aci’nin annesi Pervin Aci’nin yaptığı açıklama bize bazı ipuçları veriyor: “Gelinimin altında 2 milyonluk otomobil var. Bir sürü yerden kira geliri alıyor. Ona verdiğimiz villadan sırf para alabilmek için annesinin yanına taşındı. Oğlumun kanında boğulsunlar. Oğlumun kanını sattı.”

Çok sert ve ağır ifadeler. ‘Ona verdiğimiz villa’ tabiri çok şeyi anlatıyor. ‘Eşinden kalan’ değil de onlar vermiş. Yani genç kadının kendilerine bağımlı yaşamasını istediklerini, ‘gelin’e lütuf olarak bazı şeyleri sunduklarını ima ediyor. Ya da ben öyle algılıyorum.

 Eşini kaybetmiş, çocuğuyla baş başa kalmış genç bir bir kadına bu kadar ağır konuşmak fazla hırslı fazla üstten ve acımasız geldi bana. Zaten Türk hukukunda ‘kan parası’ diye bir düzenleme var. Bu ödenerek uzun yıllar sürecek ve gerçekten adaletli olup olmayacağını kestirilemeyen davadan vazgeçilebiliyor. Devlet bu hakkı vermiş. Ayrıca ölüme sebep olma ile ilgili ceza davası kamu adına açıldığı için şikayetten bağımsız olarak zaten devam edecek. Fail cezayı alacak. Ama olay bu değil tabi ki.

Bu dramatik olay, eşi vefat eden kadınların karşıya kaldığı sıkıntıları gösteriyor aslında. Bu ülkenin aile genlerinde özellikle ‘el kızı’ statüsünde olanların yaşadığı sıkıntılar sosyal bir vaka.

Vefat eden eşin ailesi, eskisi gibi yani çocukları varmış gibi hayatlarını geride kalan gelinleriyle birlikte sürdürmek istiyor. Hele çocuk varsa. ‘Evimizde otursun, bize bağımlılığı devam etsin, ileride hayatına kimse girmesin’ yaklaşımı oluyor. Empati olmuyor, bencillik öne çıkabiliyor.

Şükriye Aci aslında ne aldı?

Bana göre burada Şükriye Aci, aslında o ‘para’yı almadı, bundan sonraki kendi hayatını, özgürlüğünü satın aldı. Çocuğuyla birlikte geleceğini güvenceye aldı. Şüphesiz çok acı bir olay. Sanırım bu hayatta kimse mutlu ailesinin değerini milyonlarla ölçmez. Kimse sevdiğini milyonlara değişmez. Ama geri dönülemez bir vaka ve geride yaşanacak bir hayat var. Acı ama gerçek.

Haberi ilk duyduğumda benim de tepkim malum türküdeki gibi oldu “Kara çadır is mi tutar, Martin tüfek pas mı tutar, Ağlayalım anam bacım, Elin kızı yas mı tutar…”

Ama düşününce, genç kadınla empati yapınca düşüncelerim biraz değişti. Türkiye gerçeğinde yıllar sürecek bir yargı süreci, sadece kendilerini düşünme ihtimali yüksek kayınbaba-kayınvalide… Onlara bağımlı yaşamak zorunda kalan bir ‘el kızı’… Şimdi düşünün Şükriye Aci’nin yerinde siz olsaydınız ne yapardınız? Ama gerçekten düşünün…

Köşe Yazıları

tümü

Gündem