Bir kısım arkadaşlarla DEM Partinin eş başkanları dahil diğer yatkilileriyle başta KHK konularını konuşmak üzere diyaloglarımız oldu. Öcalan ve DEM Partinin Türkiyenin hukuk devleti olma ve demokratikleşme ihtiyacına yönelik mahalli ve halk-lar temelli güçlü argümanlarının dikkat çeken varlığı yani Türkiye genelini kapsamayan bu halklar ve bölgesel temelli dar çerçeveli söylem kısmı ayrıca üzerinde durulmasını gerektiriyor. Bununla birlikte, hem 1’nci çözüm süreci hemde şimdiki “Terörsüz Türkiye” adı altında yürütülen 2’nci çözüm süreci diyebileceğimiz sürecin fiili durumda ve hali hazırda aldığı hal üzerinden DEM Parti ve A.Öcalan’ın devletin (Erdoğan, Bahçeli, Ö.Özel, Kılıçdaroğlu, Yeni Yol bileşenleri vs) siyasi aklıyla buluştuğu reel zemin şu şekildedir. Gelinen bu aşamada DEM Parti malesef güçlü teorik argümanlarına rağmen Öcalan ve PKK’lıların affı karşılığında, Türkiyenin demokrasi ve hukuk devleti noktasında bulunduğu mevcut yerden daha geri gitmesine razı olacak şekilde anlaşmış olduklarını görüyoruz. DEM Partisinin geldiği bu aşamada ortaya koyduğu bu tutumu göstermektedir ki, ABD elçisinin de Türkiye için tavsiye ettiği Türkiyenin monarşik bir rejime bir adım daha yaklaştırılmasında devlet ile anlaşmış durumdalar. Yani şu aşamada yani Cumhur ittifakının istediği anayasa değişikliği için halk oylamasını göze alamadığı bir durumda (yeniden CB adaylığı, 40+1 vs anayasa değişikliği vs) Cumhur ittifakına can suyu olma mesabesinde bir misyona razı olmuş durumdalar. Aslında AK Parti ve MHP nin DEM Partisinin meclis desteğine çok mahkum durumda bulunması DEM partisinin elini güçlendirmektedir. DEM Parti de bu tarihi ve kritik pazarlık gücünü argümanlarında bahsettiği gibi Türkiye için daha kapsamlı bir hukuk ve demokrasi isteme ve başlangıç olarak AİHM kararlarının uygulanmasını sağlama gücüne sahipken AİHMnin KHK’lılar ve özellikle kendi liderleri S.Demirtaşla ilgil kararına rağmen Demirtaş’ın hala hapiste tutuluyor olması ve DEM Partili yetkililerin ismini bile dillendirmiyor olmaları göstermektedir ve zaten görülüyor ki, DEM Partininde üzerinde onları da stratejik seviyede yöneten bir imralı faktörü var. İmralı’nın da üzerinde belirleyici olan güç(devlet)te malum. Dolayısıyla DEM Parti bu haliyle özgün, özgür politikalar üretemiyor, üretemez. Diyelim ki çözüm süreci devam etti, Türkiyenin güneyi federasyona yakın özerk bir statü kazandı. Bu bölgenin yönetimi ileri sürdükleri güçlü teorik argümanlarındaki gibi demokrasi olur mu? Çok şüpheli hatta hayır diye cevap verebiliriz. Peki bu teorik güçlü argümanları ne anlama geliyor? onlar için bundan sonraki sürece ve teorik konjonktüre uygun propaganda niteliğini geçmeyen yani ambalaj niteliğinde olacaktır. Reel gerçeklik ise bu bölge-ler için (ABD elçisinin önerdiği gibi) Türkiye için monarşi, Güneydoğu için Pkk! oligarşisi olacaktır. Selam ve saygılarımla.


